“SON ŞEYH” SÖYLEMİ/ İDDİASI TUTAR(LI) MI?
20 Mayıs 2025 1079

“Son Şeyh” Söylemi/ İddiası Tutar(lı) mı? 2
BUNU HEP BERABER KARDEŞCE USULÜNE GÖRE KONUŞALIM
Gazze ve ümmetin mazlumları her şeyden ve her meseleden daha önceliği olduğunu hatırlatarak başlayalım!
“(Hz.) Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olan Müslümanlar kâfirlere karşı çok sert ve kendi aralarında ise gayet merhametlidirler…” (Fetih, 29)
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez… Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslümanın diğer Müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takva buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” (Tirmizî, Birr, 18)
Yakın zamanda bazı kardeşlerimizin “Ali Haydar el-Ahıshavî hazretleri (kuddise sırruhu) silsilenin son şeyhidir” şeklinde bir söylemi/ iddiası vardı. Tarikat mensubu diğer bazı kardeşlerimiz de 1959 senesinde vefat eden kendi şeyhleri için “son şeyhtir” tabirini hala kullanmaktadır. Bugün de bazı kardeşlerimiz “Mahmud (Ustaosmanoğlu) Efendi hazretleri (kuddise sırruhu) silsilenin son şeyhidir” şeklinde bir söylemi/ iddiayı dile getiriyorlar. Birbirine benzer bu söylemlere verilecek cevaplar aynı minvalde olup cevap verme yöntem ve usulleri de şu şekilde olmalıdır;
1- İslam diniyle alakalı bu gibi ciddi meseleleri “Kime göre? neye göre?” gibi iki ucu açık ve belirsiz bakış açılarına göre değil de İslami ortak değerlerden, ehli sünnet ilmi ölçüleri çerçevesinde, münazara kurallarına uygun, ihtilaf adabını gözeterek tasavvuf ve tarikatın adabına riayet ederek çözebilirsek Allah’ın rızasına uygun davranmış oluruz, diye düşünüyorum.
2- Eğer gerçekleri, doğruları eğip bükmeden dürüstçe dile getireceksek, dün söylediğimiz bir şeyi bugün inkâr etmeyeceksek yani ağız değiştirmeyeceksek ya da “görüş değiştirme tercihimizi” kullanarak aynı mesele hakkındaki dünkü söylemimizden vazgeçip yeni bir söylem ortaya koyacaksak bunun gerekçe ve sebeplerini de makul şartlar çerçevesinde mutlaka izah ve ispat etmemiz gerekir zira bu gibi İslami meselelerde görüş değiştirmenin de bir mantığı ve tutarlılığı mutlaka olması gerekir.
3- Şeriatsız tarikat olmayacağına göre şeriat ölçülerinde hareket etmeliyiz. Kavram kargaşası yaşamamak için zaten daha önce ehli sünnet ulemanın sınırlarını belirlediği, tarif ettikleri kavramlara, terimlere bağlı kalmalıyız.
4- Tarikatın teâmülleri, usülleri, adabı ilgili kaynak kitaplarda nasıl anlatılıyorsa onlar esas alınmalı, şöyle ki, en azından günümüze göre yakın tarih sayılan ve belgelerle, tarihi vesikalarla ispatı olan İsmet Garibullah hazretleri (kuddise sırruhu, vefatı 16 Zilkade 1289/ 15 Ocak 1873) ve sonrasında Nakşibendi Müceddidi Halidi tarikatındaki teamül, gelenek, usül ve erkan hakkında kulaktan duyma (veya menkıbe- keramet tarzı) bilgiler değil de bu konular hakkında müktesebata, kaynaklara, belgelere vakıf olmalıyız.
5- “Sen falancadan daha mı iyi bileceksin” “Kaç kişiye namaza başlattın?” gibi anlamsız ve boş önyargılarla hareket etmek kabul edilir bir davranış olamaz!
Böylece, bu ölçüler içinde birbirimizin dilini, ıstılahlarını, kavram ve tabirlerini anlamış oluruz ve her şeyi bütün gerçekliğiyle açık yüreklilikle, tarikat ehline yakışan bir dil ve üslupla konuşabiliriz, kardeşçe tartışabiliriz inşallah.
6- Şayet varsa siz de buraya birtakım öneriler, teklifler ilave edebilirsiniz.
Bizler İslam’ ın garip kaldığı şu ahir zamanda ciddi, samimi, ihlaslı Müslüman olmak niyetiyle tarikat ehli olduysak ve Allah’ımıza kullukta kılı kırk yararcasına her şeyimizde İslam’ın ölçülerini dikkate alıyorsak aramızdaki fikir ayrılıklarını da kendimiz çözebilecek olgunlukta olmamız gerekiyor. Şayet böyle davran(a)mazsak hem Müslümanlığımız hem tarikat ehli olmaklığımız kuru kuruya bir iddiadan öteye geçemez maalesef. İslam’ ı ve Müslümanları bölmek, parçalamak ve darmadağın etmek için her türlü entrika ve oyunları tezgahlayan din düşmanlarının hile ve tuzaklarına bilerek veya bilmeyerek farkında olmadan alet oluruz. Bu tür kalleşçe oyunlara gelerek kendi kardeşimize, şeyhimizin tekkesine düşman oluruz. Yüce Rabbimiz hepimizi her tür aldatmadan ve razı olmadığı söz, tutum ve davranışlardan hepimizi muhafaza eylesin, âmin.
Gazze’ye ve ümmetimizin bütün mazlumlarına acilen çare olabilmek için yeryüzü Müslümanlar olarak en azından ortak hareket etmeyi Yüce Rabbimiz kolay eylesin, nasip eylesin, bu konuda hepimizin yardımcısı olsun, âmin.
إِنْ أُرِيدُ إِلَّا الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلَّا بِاللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
“(Hz. Şuayb aleyhi’s-selam sözlerine şöyle devam eder) Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeye çalışıyorum, muvaffakiyetim de ancak Allah’ın yardımı ile olacaktır, sadece O’na tevekkül ettim ve ancak O’na döneceğim.” (Hûd, 11/ 88)