FİTNELERDEN KURTULUŞ ÇARELERİ 3

13 Ağustos 2024 745

FİTNELERDEN KURTULUŞ ÇARELERİ 3

Fitneciler birtakım olayları, meseleleri, gerçekleri sadece kendi kafalarına göre, kendi bakış açılarına, kendi anlayışlarına uygun olarak değerlendirip onlar hakkında öznel hüküm ve bireysel karar verirler. Verdikleri hükmün ve kararın, vardıkları sonucun doğru ya da yanlış olmasının tek ölçüsü kendi anlayışlarıdır. Kısacası her şeyi “ben merkezci” olarak değerlendirirler ki bu yanlış- çarpık tutumlarından dolayı “fitneci/ kargaşa çıkaran/ kaos çıkaran” olarak isimlendirilmişlerdir.

Bu durumu birkaç misalle açıklayalım:

1- İslam ümmetinin gördüğü ilk büyük fitne sayılan Hz. Osman radıyallahu anh’ ın şehadetinde baş fail/ katil olan isyancılar/ fitneciler hak halifeye karşı kışkırtmak için Hz. Osman’ın bazı icraatlarını kendi kafalarına göre yalan- yanlış yorumluyor, kendi anlayışlarına göre çarpık- çurpuk değerlendiriyorlar ve bundan hareketle hak halifenin yanlış ve hatalı icraatlar yaptığını ileri sürerek isyan çıkarıyorlardı. İsyancıların iddialarından biri şöyleydi: “Halife Osman, kendisinden önceki halifeler Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in yolundan, izinden gitmiyor; onların zamanında beytülmale/ devlet hazinesine ait develer için ayrılan otlakların mesafesini genişletti, alanını büyüttü ve halkın hayvanlarını o meralarda otlatmasını yasakladı. Oysa önceki iki halife böyle yapmamıştı ki, bu yüzden Halife Osman onların yapmadığı şeyleri yaparak onların zamanındaki huzur ve asayişi sağlayamıyor, devleti de onlar gibi idare edemiyor.” Diyorlardı.

Oysa bu duruma Hz. Osman radıyallahu anh şöyle cevap verecekti: “Evet, ilk iki halife döneminde devlet hazinesine ait develere tahsis edilen otlaklar şimdiki kadar büyük değildi ama onların dönemindeki otlaklar o günkü mevcut deve sayısına yetiyordu ama şimdi devlet hazinesine ait develerin sayısı çok artınca mevcut otlaklar yetersiz kaldı, ben de mecburen otlakların alanını genişletmek zorunda kaldım.”[1]

2- Sıffin savaşı sonrası hak halife Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) karşı çıkan Hariciler, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisini cennetle müjdelemesine rağmen -haşa- onu dinden çıkmakla, kafir olmakla itham etmişlerdi. Hz. Ali onlarla konuşması için İbni Abbas’ ı (radıyallahu anhuma) görevlendirir. Haricilerin yanına giden İbn-i Abbas onlara şöyle der: “Söyleyin bana Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) amca oğlu ve damadı olup, ona ilk iman eden, ashabının birlikte olduğu kişi(Halife Ali)den alıp- veremediğiniz nedir?
Dediler ki: Biz ona üç konuda muhalefet ediyoruz; birincisi, o Allah’ın dininde insanları hakem kıldı. Halbuki Allah buyurdu ki: “Hüküm ancak Allah’ındır” (el-En’âm, 6/ 57) Allah’ın bu sözünden sonra insanların hükümde ne işi olabilir? İkincisi; Halife Ali savaştı ama ne köle aldı ne de ganimet. Eğer savaştıkları kafir idiyseler mallarının Hz. Ali’ye helal olması gerekirdi. Eğer mümin idiyseler müminlerin kanını dökmek haramdır. Üçüncüsü …

İbn-i Abbas: “Eğer size Allah’ın muhkem kitabından ve nebisinin sünnetinden bu iddialarınıza karşı delil getirirsem dönecek misiniz?” deyince onlar “Evet” dediler. İbni Abbas ilk soruya cevap verdikten sonra ikinci soruya şöyle cevap verdi: “Halife Ali savaştı ama köle ve ganimet almadı, iddianıza gelince, söyleyin bakalım! Anneniz Hz. Ayşe’yi (radıyallahu anha) savaş esiri/ cariye olarak almak mı istiyorsunuz ve diğer esir kadınlar hakkında helal olan şeyleri (cariyeliği) ona da helal mi kılıyorsunuz? Eğer böyle diyorsanız küfre düştünüz demektir. Yok, eğer onun müminlerin annesi olmadığını söylüyorsanız yine kafir oldunuz ve İslam’dan çıktınız demektir, zira Allah Teala şöyle buyuruyor: “Peygamberin hanımları müminlerin anneleridir” (Ahzab, 33/6). Görülüyor ki siz iki sapıklık arasında bocalıyorsunuz, hangisini seçerseniz seçin sapıklıktan kurtuluşunuz yok.”

İbni Abbas, Haricilerin son itirazlarına da cevap verince “Şimdi bu üç iddianızdan vazgeçtiniz mi?” Der. Hariciler birbirlerine bakarlar ve: “Evet, vallahi vazgeçtik” derler. Bunun üzerine Haricilerin pek çoğu tövbe eder, önceki görüşlerinden döner. Geri kalanlar ise sapık olarak öldürülürler.[2]

[1] – M. b. Cerir et-Taberi, Tarihu’r- Rusuli ve-l Muluk (Kahire: Daru’l- Mearif biMısır, 1387), c. 4, s. 354; İbni Kesir, el-Bidaye ve-n Nihaye (Daru İhyai’t Turasi-l Arabi) 7/ 191.

[2] – es-Sünenu’l Kübra (Nesai) (Beyrut: Müesssesetu’r- Risale, 1421),  7/ 480, hadis 8522; el-Mu’cemu’l Kebir, 10/ 257, hadis 10598.

Yorum Alanı