Gündemle Alakalı Çetin ve Çetrefilli Bir Soru- Haziran 2024

05 Haziran 2024 962

Soru: Ümmet-i Muhammed, Gazze ve diğer İslam coğrafyasında perişan bir haldeyken tasavvuf- tarikat ehlinin kendi içindeki rabıta vs. tartışması niye? Müslümanlar için hayati öneme sahip meseleler çözüm beklerken cemaat içi tartışmalar da neyin nesi oluyor?

Cevap: Her şeyden önce Gazze’mize ve ümmetin tüm mazlumlarına tez zamanda selamete kavuşmalarını bizim ellerimizle nasip etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz, âmin.

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُم تُرْحَمُونَ

“Mü’minler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin (barıştırın, uzlaştırın) ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat, 10)

Tarikat ehlinin kendi arasında bazı konularda ihtilaflar, görüş ayrılıkları olabiliyor, tarih boyunca da hep olmuştur zaten. Bu minvaldeki fikir ayrılıkları insanın olduğu her yerde meydana gelen, olabilen türdendir. Tasavvuf gibi İslam’ı çok ciddi, samimi ve ince bir anlayışla yaşamaya namzet İslami cemaatler kendi içindeki ihtilafları, anlaşmazlıkları kendileri halledebilecek olgunluğa, anlayışa ve birikime sahiptirler. Zengin tasavvuf külliyatı bunun nadide örnekleriyle doludur.

Her şeye rağmen tasavvuf ehli ümmetin sıkıntılarına karşı asla duyarsız olmamış, seyirci kalmamış ve iç çekişmelerin girdabında bocalayarak Müslüman kardeşlerinin dertlerine bigâne kalmamıştır. Bilakis üzerine düşen her şeyi yerine getirmek için azami derecede gayret etmiştir.

Yaşadığımız süreç hakkında asıl bilinmesi gereken en mühim nokta ise Müslüman kardeşler arasındaki bazı fikir ayrılıklarını birtakım İslam düşmanı mihrakların körükleyerek, fitneleyerek Müslümanlar arasında tefrika, bölünme ve parçalanmaya götürmek için ellerinden gelen bütün imkanları seferber etmeleridir.  İslam tarihi tâ Hulefa-i Raşidin döneminden beri bu düşmanca iğvalara şahit olmuştur, su uyur düşman uyumaz. Sosyal medyada en çok kafa karışıklığı, kaos ve gerilimi tetikleyenler bu din düşmanı mihraklar veya onların piyonlarıdır.

Şimdi içinde bulunduğumuz bu zor dönemde, Müslümanların birlik- beraberlik olmaya en muhtaç olduğu günlerde tasavvufla ilgili bir meselenin konuşulma, tartışılma zamanı değilse de -bütün bunlara rağmen- yine de bu gibi konularda ıslah-ı zati’l beyn[1] (اِصلاح ذات ‌البَین) niyetiyle konuşanların maksadı, gayesi, amacı Müslümanların daha fazla dağılmasını önlemeye çalışmaktır. Bölünmeyi, parçalanmayı, savrulmayı engellemek adına ilgili kavramları doğru dürüst anlamak ve tasavvuf adına her şeyi yerli yerine oturtmak için yapmak zorunda kaldıkları açıklamalar, beyanlar, olarak anlaşılmasını, kabul edilmesini özellikle istirham ederiz.

Sonuçta bu alanda bu niyetle yapılan her türlü söz, faaliyet ve davranışların temelinde Müslümanların dağılmasını önlemekle şu an için çok ihtiyaç duyduğumuz birlik olma, beraber hareket etme gibi İslami bir esasın ayakta tutulma gayesi, maksadı olarak anlaşılması en doğru bakış açısı olacaktır.

Bununla birlikte asıl mecrasından -kasıtlı veya kasıtsız olarak- çıkartılan bazı iç ihtilafların gereğinden fazla büyütülmemesi, kendi sınırları içinde değerlendirilmesi en uygun, en doğru davranıştır. Zira söz konusu tartışılan meselelerin birçoğu tasavvufun temel meseleleri değildir. Ayrıca söz konusu tartışmaların niteliği, niceliği ve icrâ edilişi, ortaya konuş şekli de başlı başına ele alınması gereken bir mahiyettedir. İşi çığırından çıkarmak da kabul edilebilir bir durum değildir. Her hâlükârda Müslümana yakışan, imanın gereği olan tavır İslami ölçülere, İslami ahlak prensiplerine, tasavvufun adabına, nezaket ve zarafetine göre hareket etmektir. Sağ duyulu ve itidalli olmak Müslümanın her daim şiarıdır. Bu saydığımız ölçülerin dışına çıkarak İslami kardeş hukukunu bir tarafa bırakıp kendi söylemlerine göre davrananların, olup biteni kendi bakış açılarına göre değerlendirenlerin mesuliyet ve veballeri de kendilerine ait olacaktır.

Atalarımız “Söyleyenden dinleyen arif gerek” buyurmuşlar.[2]

والله ولي التوفيق وعلى ما نقول شهيد

                          T.A.M. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi  

[1] – Islah-ı zati’l beyn: Müslüman fertler veya grup/ topluluklar arasında ortaya çıkan anlaşmazlık, düşmanlık vb. durumlar sonucunda oluşan kötü ilişkiyi taraflar arasında uzlaşı oluşturarak düzeltilmesi, sulh edilmesi demektir. Bu tabir lafız olarak Enfal Suresi’nin ilk ayetinden alınmıştır.

[2] – Atasözünün manası: Bazı konular vardır ki, anlatan biraz kapalı konuşmak zorunda kalır, o vakit dinleyen kimse onun ne demek istediğini dikkatlice kavramalı ve anlamalıdır.

 

Yorum Alanı