İNSANIN ANLAM ARAYIŞINDA ÜÇ AYLARIN ROL VE ÖNEMİ
11 Ocak 2024 778

بسم الله الرحمن الرحيم
İNSANIN ANLAM ARAYIŞINDA ÜÇ AYLARIN ROL VE ÖNEMİ
En yüce anlam kaynağımız olan Rabbimize sonsuz hamdler ve Sevgili Peygamberimize en kalbi muhabbetlerimizle salat ve selamlarımız olsun.
“Dünyaya niye geldin? (Bir) Bilenden al haberi”
Üstadımız Mahmud (Ustaosmanoğlu) Efendi (Kuddise sırruhu)
Dünya hayatının temel unsuru, merkezi noktası insandır. İnsan biyolojik, psikolojik, sosyal ve aşkın özelliklere sahip bir varlıktır. Aşkınlık yani inanç ve değerler konusunda doğuştan sahip olduğumuz kodlamalarımız var demektir. Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gerçeği “Her doğan insan, İslam fıtratı üzere doğar” şeklinde buyurmuştur. Son bilimsel gelişmeler insanda “inanç geni”nin varlığını tespit etmiştir. İnsan duygu, düşünce ve davranışlarına yön veren inançların ve değerlerin farkına varmaya başladığı zaman hayatı berraklaşmaya başlar. Hamurundaki bu aşkınlık ile insan, yaşadığı hayatı ve yaşadıklarına mutlaka bir anlam, bir mana yüklemek zorundadır; kendisine bu kadar üstün bir potansiyel, akıl, ruh ve kalp gibi ulvi donanımlar ihsan edilen insanoğlunun yeryüzündeki varlığı boşu boşuna olmaması gerekir. Düşünen akıl, gören göz, akleden kalbe sahip olanın, içinde yaşadığı alemdeki ahengin, ihtişamın farkında olması insan olmasının gereğidir. Özetle; ahsen-i takvim üzere yaratılan insanın bu dünyadaki varoluş gayesi Sevgili Allah’ ımıza kulluk yapmak, yâr olmaktır. Yaratılışın gayesi, özü kısaca budur. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?” (Mü’minun, 115)
Âdem evladı kendi kimliğini nasıl ve nerede bulacak?
“Anlam” insanın varoluşunun özünü ifade eden fıtri bir eğilimdir. Anlam/ mana: Niçin yaşıyoruz? Sorusuna verdiğimiz cevaptır. Niçin varım? Benim varlığım bu dünyada neyi değiştiriyor? Allah Teala beni yaratmakla acaba neyi murad etmiştir? Bu dünyaya geldiysem benden beklenen, istenen nedir? Gibi soruları kendimize sormaya başladığımızda var oluşumuzla ilgili anlam/ mana arayışına başlamış oluyoruz, demektir.
Yaratılmanın hikmetini henüz anlayamamış, varoluşun gayesini fark edememiş günümüz insanına bu gerçekleri bir nebze olsun anlatmak için, insanın dünyada niçin var olduğunu yeni bir dil ve üslupla izah etmek için son dönemlerde yeni bir kavram geliştirildi: İnsanın Anlam/ Mana Arayışı. Maddenin, modanın, paranın, gösterişin, her türlü hazların esaretine düşmüş insanoğlunun buhranlarını, yüksek hızda artışa geçmiş, her gün yeni bir çeşidi ortaya çıkan depresyonların pençesindeki ıstıraplarını dindirebilmek için yapılan manevi/ psikolojik bir pansuman gibi bir şeydi bu. Kendi kaynağından -yani Yaratıcısından- kopmuş, her şeyi sırf akıla/ aklın ölçülerine bağlamış modernitenin zavallı çırpınışları arasında bir çare arayışıdır. Bütün bu mana/ anlam arayışları, varoluş sorgulamaları eğer insanı gerçek bir müteâl/ aşkın bir varlığa götürecekse ne âlâ! Kafası karışık, gönül dünyası darmadağınık bir Müslüman için yenilenmeye, yeniden yapılanmaya, toparlanmaya, hayata- dine, Allah’ ına, kendi özüne tamamen dönüşe vesile olacaksa ne güzel! Maalesef çağımız Müslümanlarının çoğu kendi kimliğini yitirmiş, öz benliğini, anlamı, manayı yitirmiş durumda!
Dünyada niçin varız? Kabilinden soruların tutarlı ve tatmin edici, sahici cevapları sadece ve sadece gerçek dinde vardır, zira din, anlam arayışına cevap verebilecek hakiki çözümler sunan yegâne müessesedir. Din geniş ölçülü bir “anlam sistemi”dir, zihinsel ve duygusal yönden en mükemmel anlam kaynağıdır. Bütün dünya görüşleri arasında en tutarlı ve en kapsamlı anlamı ortaya koyar. Din zaten insanlara bir anlam, gaye ve amaç sunmak için vardır. O, insanın dünyayı bilme ihtiyacından çok, dünyaya ve onu idare eden Tanrı‘ ya, insan hayatının bir anlamı olduğuna inanma ihtiyacına karşılık verir; “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyât, 56) Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine vahiy gelmeden önce belli zaman aralıklarında Hira dağına çıkarak, kendisiyle baş başa kalması da bir bakıma anlam arayışıdır, denilebilir. İslam tarihinde en deruni manada anlam arayışını yaşayan sufi bir alim olan İmam Gazali (rahimehullah) olmuştur. O, İslami ilimlerde zirveyi yakalayan, yaşadığı asrın bir numaralı alimidir. Onun uzun yıllar uzlette kalarak aradığı anlam arayışı, var oluşun manasını idrak yolculuğu, tasavvufu hayat tarzı olarak benimsemesiyle mutlu sona ulaşmıştır.
Anlam arayışını aslında çok yalın bir biçimde biz kendimize sormasak da farkında olmasak da bazı zamanlarda bir varoluş düzeyi olarak hepimiz yaşıyoruz: bunlardan en tesirli olanı da şüphesiz 3 aylardır.
İnsanın Anlam/ Mana Arayışı ve Üç Aylar
İnsanı tam manasıyla dönüştüren, insan hayatını değiştiren en etkili faktör manevi bir etkileşim ve(ya) eğitimdir. Bu eğitim sadece literal/ hazır bilgi öğretimi, (bugünkü okullarda olduğu gibi) bilgilendirme ile gerçekleşmez. İnsanın hayatına yön veren etkileşim, duygu ve düşüncelerini derinden etkileyendir, hayatın gerçeklerini insanın içselleştirmesidir. Bu aynı zamanda zihinsel dönüşümleri de içine alır hem insanın iç alemini hem de hayatını zenginleştirir. İşte tam bu bağlamda 3 aylar bulunmaz bir fırsattır, paha biçilemez, eşi benzeri bulunamaz bir Hint kumaşıdır.
Üç aylar her şeyiyle apayrı bir zaman dilimi; ruhumuzun, gönlümüzün, imanımızın soluklandığı, toparlandığı, kendine geldiği bir bahar iklimi. İmani gerçekleri daha derin yaşadığımız, ruhumuzun derinliklerinde hissettiğimiz hayatımızın en güzel en anlamlı zamanları. Hız ve haz çağında hayatın, varoluşun, insan olmanın anlamını yitirmiş modern insana yeni bir fırsattır, solmaya yüz tutmuş insanlığına uzatılan bir kurtuluş elidir üç aylar. Modern dünyanın maddeperestliğine, modasına, son model akımlarına yenik düşmüş, çaresiz, kalmış, her şeyi akılla çözmeye, halletmeye çalışan bir zihniyetin laf kalabalığıyla kafası allak- bullak olmuş, afallamış Müslümana yeni bir çağrı, yeniden bir sesleniştir bu mübarek aylar: “Ey Allah’ın kulu! Kendine dön, kendine gel! Rabbine yönel! Peygamberine kulak ver! Kitabını aç oku, anla!”
Müslümanın en güzel en kıymetli vakitleri, en anlamlı zamanları, hayatının en zevkli anları Allah’ın rızasını kazanmak için yaşadığı, Allah’ın razı olduğu şekilde geçirdiği zamanlardır. Üç aylar bu duyguları en yoğun yaşadığımız mevsimdir. Bizi ta derinden sarsan bir silkeleme potansiyeline sahiptir. Yerli- yersiz sürekli tartışılan bir dinin hayat vermediğini senenin diğer 9 ayında fazlasıyla görüyorken, bize hayat verenin yaşanan bir din olduğunun idrakine vardığımız bir ayılma saatleridir 3 aylar.
“Allah’ ım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl, hepimizi Ramazan’ a -sağ- salim- kavuştur, amin” Selam ve dua ile