İSLAM’DA UĞURSUZ AY, GÜN VE ZAMANLAR VAR MIDIR? 1

16 Kasım 2025 360

بسم الله الرحمن الرحيم

İSLAM’DA UĞURSUZ AY, GÜN VE ZAMANLAR VAR MIDIR? 1

    Ay, Gün Gibi Zamanların Uğursuz Olması Ne Demektir?

Uğursuzluğun tam olarak ne olduğu doğru-dürüst anlaşılmadan, İslam’a göre hangi manaya geldiği net bir şekilde ortaya konmadan herhangi bir şeyin uğursuzluğu üzerine konuşmak pek çok sıkıntıyı içinde barındırır. Ne olduğu tamamen netleşmemiş, sınırları tam olarak belirlenmemiş, iki ucu açık belirsiz ve muğlak bir uğursuzluktan bahsetmek bilgi vermekten öte daha çok kafa karışıklığına sebep olur. Uğursuzluk algısından dolayı meydana gelmesi beklenen sıkıntılarla, kötü ve olumsuz durumlarla insanın başına gelmesi muhakkak olan dünya hayatının imtihanı olan işlerin ters gitmesi, sıkıntı, bela ve musibetleri birbiriyle karıştıramamak gerekir, şöyle ki; uğursuzluğa inanan bir kişi bu uğursuzluktan dolayı mutlaka başına bir sıkıntı, dert, olumsuz bir durum, bela ve musibet geleceğine inanmıştır. Ama insanın başına gelen her bir olumsuz durum ve sıkıntı illa uğursuzluktan dolayı meydana gelir, diye bir gereklilik- şartlanma yoktur, olamaz. Bundan dolayı İslam uğursuzluğun batıl olduğunu söyler, uğursuzlukla çok yakın anlam ilişkisi olan bu gibi kavramların birbiriyle benzer ve farklı yanlarının ortaya konarak karşılaştırılması mutlaka gerekir ki, uğursuzluk olmayan şeylerle bu benzerliklerden dolayı uğursuzluk karıştırılmasın, aslında uğursuzluk olmayan şeylerde uğursuzluk olarak yanlış algılanmasın, hatalı anlaşılmasın. Onun için İslam’a göre uğursuzluğun tam olarak ne manaya geldiğini https://tamtasavvuf.com/islama-gore-ugursuzluk- nedir? isimli makalemizde geniş olarak açıklamıştık. İslam’a göre uğursuzluk kavramını esas alarak gün, hafta, ay gibi zaman dilimlerinin uğursuz olması şu manaya gelir: Gün gibi 24 saatlik bir sürenin içinde meydana gelecek herhangi olumsuz durumlardan bağımsız olarak o günün kendisinin kötülük getirmesidir. O zaman dilimi içeresinde başka hiçbir şeyin etkisi olmaksızın kötülüğün bağımsız olarak meydana gelmesine o zaman diliminin uğursuzluğu denir. Mesela; Çarşamba gününü uğursuz kabul edenlere göre o gün sadece Çarşamba günü olduğu için uğursuzdur, başka hiçbir etkenin sebep olmadığı, diğer sair olumsuzlukların hiçbir tesiri olmadan Çarşamba günü bizzat kendisi uğursuzdur, her ne zaman Çarşamba günüyse o gün tabiatı gereği uğursuzdur, şeklinde algılanmaktadır. Zaten Çarşamba gününün uğursuz olmasının başka hiçbir anlamı yoktur, zaman dilimlerini uğursuz kabul etmenin başka hiçbir izahı olamaz. Çarşamba gününün uğursuz olmasına sebep olan o günde daha önceki zamanlarda meydana gelen pek çok kötü olay, afet ve felaketlerin gerçekleşmesi öne sürülerek artık bundan sonra her ne zaman Çarşamba günü olursa olsun uğursuzluk otomatik olarak tahakkuk edecek/ gerçekleşecek diye yanlış bir inanca saplanmaktır. Aynı şekilde Safer ayını uğursuz saymakta bu kabildendir; şayet Safer ayı uğursuzsa mutlaka o ayda kötü şeyler meydana gelecektir ama bütün bu kötülük, bela ve musibetlere sebep olan şey sadece Safer ayının kendisidir. Eğer Safer ayının uğursuzluğu bu şekilde anlaşılmazsa Safer ayının uğursuz olmasının hiçbir anlamı olmaz. “Safer ayı varsa mutlaka kötülük, sıkıntı, bela ve musibet gelir” demek eşittir “Safer ayı uğursuzdur” demektir. Uğursuzluk olan her durumda ise kötü bir durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır, mutlaka meydana gelecektir. Çünkü uğursuzluk; soyut/ mücerret bir kavramdır, uğursuzluğu kabul edenlere göre uğursuzluğun gerçekleşmesi için mutlaka şu 3 öğeye ihtiyaç vardır:

1- Uğursuzluğa sebep olan şey; nesne, eşya, durum veya olgu; baykuş hayvanının fiziki olarak bir yere konması gibi ki, uğursuzluğa sebep olduğunu kabul edenler vardır.

2- Uğursuzluğa sebep olan şeyden dolayı meydana gelen kötülük, olumsuz durum, sıkıntı, aksilik ve terslikler. Baykuşun bir yere konmasından dolayı orada yaşayanların başına gelmesi beklenilen kötülük, sıkıntı, aksilik vb. olumsuz durumlar.

3- Uğursuzluğu var olarak kabul etmek, gerçekmiş gibi algılamak, bunda etkili faktör insanoğludur, baykuşu uğursuz olarak algılamak insanın işidir. Bu üç öğe bir arada olmadan uğursuzluk diye bir şeyden bahsetmek imkansızdır. Öyleyse “Çarşamba günü uğursuzdur” sözünün açılımı şöyle olmalıdır: “Çarşamba gününün kendisi uğursuzluğa sebeptir, uğursuzluk getirir ve bundan dolayı Çarşamba günü mutlaka kötülük, sıkıntı, aksilik ve terslikler meydana gelir. Çarşamba gününe bu olumsuz manayı yükleyen de bazı insanlardır.” Bütün bu izahlardan ay ve gün gibi zaman dilimlerinin uğursuz olmasının ne anlama geldiği de anlaşılmış oldu. Yaratmak sadece ve sadece Yüce Allah’a mahsus olduğu için iyiliği, kötülüğü, hayrı ve şerri yaratanın yalnızca O olduğunu, ondan başka hiçbir şeyin yaratmaya asla güç yetiremeyeceği konusunu izaha gerek yoktur. Uğursuzluk var, diyen bazı kişilere göre de birtakım şeyleri sadece kötülüğe, sıkıntıya sebep olarak gördükleri için uğursuz olarak algılarlar, o şeyler sebep olmaktan öteye geçemez. Şayet o şeyler uğursuz olup kötülüğü onlar yaratıyorlar diye inanılacaksa, o zaman mesele uğursuzluk anlayışından çıkıp şirk- küfür mecrasına savrulacaktır ki, aklı başında hiçbir Müslüman Allah Teala’dan gayri hiçbir yaratıcı olmadığını kendi adı gibi kesin ve net olarak bilir ve inanır.

Peki, böyle ay, gün gibi zaman dilimleri gerçekten İslam’a göre uğursuz mudur? İslam’ın iki temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve sünnette bu konuyla ilgili bilgi veren nass/ ayet-i kerime ve hadis-i şerif var mıdır? Ehli sünnet ulemanın bu konudaki anlayışı, görüşü ve tavrı nedir?

Kur’an-ı Kerim’deki “Uğursuz Zaman” Tabirinin Tahlili

A- “نَحْس” ‘Nahs’ Kelimesi ve çoğulunu içeren ayet-i kerimeler:

1- Kamer Suresi, 18- 19. Ayetler > Âd kavmi

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ (18) اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرّ (19)

Âd (kavmi de kendilerine gelen Hûd peygamberi) yalanlamıştı, fakat azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)! (18) Nitekim biz (haklarında) uğursuz (ve uğursuzluğu) sürekli bir zaman süresinde (7 gece, 8 gündüz) onların üstüne çok gürültülü fırtına gönderdik.” (19)

2- Fussilet Suresi, 15- 16. Ayetler > Âd kavmi

فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ

مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ (15)

فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ (16)

(Sonra) Âd kavmi, yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve: ‘Bizden daha kuvvetli kim var?’ dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha kuvvetli olduğunu (varlık âlemindeki eşyaya bakarak) görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi kasten inkâr ediyorlardı. (15) Artık Biz de onların üzerlerine uğursuz günlerde pek ziyade soğuk bir rüzgâr gönderdik ki, onlara dünya hayatında bir zillet azabını tattıralım ve elbette ki, ahiret azabı daha ziyade zilletlidir ve onlar yardım da olunmazlar.”

Nahs نَحْس)) kelimesi, dördüncü ve beşinci baplardan “nehise” veya “nehuse” fiilinden mastardır. Sözlükte “karanlık, kapalı, soğuk rüzgâr, havayı kaplamış toz” anlamlarının yanında “uğursuzluk” anlamı da vardır. Nahs kelimesi sa’d ( سعدmutlu) kelimesinin hilafı olarak kullanılır, bizim de erkek ismi olarak kullandığımız “Sait(d)” kelimesinin manası mutlu olan demektir. Arapçada batıdan esen soğuk rüzgâra “nahs” denir. Yine “soğuğun şiddetli olmasına, tozlu esen rüzgâra veya havayı kaplayan toza” da nahs denir. Kıtlık olan yıla da “nehîs” adı verilir, “Menâhis” kelimesi kıyasa aykırı olarak nahs kelimesinin cemisi olarak uğursuzluk getirdiğine inanılan nesneler için kullanılır. Üçüncü baptan geldiğinde ise “eziyet etme, zahmet ve meşakkate uğratma” gibi anlamlara gelir.[1] Ragıb el-İsfehânî (v. 508, rahimehullah) “nahs” kelimesinin aslının “ufuğun dumansız alev gibi kıpkırmızı olması” olduğunu ve bu durumun uğursuzluk için mesel olarak kullanıldığını söylemiştir.[2] Halil b. Ahmed (v. 175, rahimehullah) konumuzla ilgili olarak sadece nahs kelimesinin sa’d (mutlu, uğurlu) kelimesinin hilafına uğursuzluk anlamında olduğuna[3] değinse de yukarıdaki açıklamalardan bu kelimenin “meşakkatli olan, şiddetli soğuk, soğuk rüzgâr, havayı kaplayan toz veya tozla birlikte esen rüzgâr” gibi anlamlarının olduğu da görülür.

Nahs kelimesine tefsirlerde çoğunlukla birincil olarak uğursuz anlamı verilmiş ancak mütetâbiât yani peş peşe, devamlı olan; havayı kaplayan toz veya soğuğu şiddetli olan[4] anlamları da ihmal edilmemiştir. Nahs kelimesi lügat ilmine göre ele alındığında birçok farklı anlama geldiği görülmektedir. Nahs kelimesinin türevleri Kur’an’da üç yerde geçmektedir (Fussilet, 41/16; Kamer, 54/19; Rahmân, 55/35.) Konumuzla ilgili yerlerde tefsirler genellikle ilk anlam olarak uğursuzluğu verse de kelimenin geçtiği bağlam ve diğer anlamları düşünüldüğünde “şiddetli azap” anlamının verilmesi daha uygun olacaktır.[5] Zira Âd kavminin helak olmasını anlatan diğer ayet-i kerimelerde “şiddetli azap” vurgusu ön plana çıkmaktadır, Hakka Suresi,6- 7. ve Hud Suresi 58- 60. Ayetlerde olduğu gibi.

“Uğursuzluk” Manasına da Gelen Husûm (حُسُوم) Kelimesi

Hakka Suresi,6- 7. Ayetler > Âd kavmi

وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ (6) سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ (7)

Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir kasırgayla helâk edildi. Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.”

Husûm (حُسُوم) kelimesi Kur’an’da sadece bu ayette geçmektedir, “haseme yahsimu” fiilinin mastarı veya hâsim kelimesinin cemisi olup kök olarak “kesmek, dağlamak, engellemek ve bir işi devamlı yapmak” gibi anlamlara gelir. Bundan dolayı yaradan akan kanın dağlanarak durdurulması[6], hastalığı yok etmek için yaranın kesilip arka arkaya dağlanması için veya bir şey peş peşe olduğunda ve başı sonundan ayrılmadığında “husûm” kelimesi kullanılmıştır.[7] Ayrıca keskin kılıç da kesme anlamına uygun olarak “husâm” diye isimlendirilmiştir. Bu kelime cahiliye şiirinde de keskin kılıç anlamında kullanılmaktadır. Mahsûm kelimesi de kötü beslenen veya sütten kesilmiş çocuk için kullanılır. Husûm kelimesi “uğursuz” anlamında da kullanılmıştır. Araplar, insanlardan hayrı kestiği için gece hakkında “uğursuz geceler” anlamında الليالي الحسوم terkibini kullanmışlardır.[8] Bütün bu açıklamalar husûm kelimesinin “bir işin devamlı olması, kesmek ve uğursuzluk” olmak üzere üç anlamı olduğunu göstermektedir. Husûm kelimesi tefsirlerde birinci anlam olarak İbn Abbas (ö. 68), İbn Mes’ûd (ö. 32), Mücahid (ö. 103), Katade ve Ebu Ubeyde gibi tefsir ilminin önde gelenleri tarafından “mütetâbiât yani peşpeşe gelen ve sürekli olan”, bazı müfessirler tarafından da buna yakın olarak “köklerini kesmek için devamlı olan” anlamında kullanılmıştır. Bunun yanında ikincil olarak ise “uğursuz olma” anlamı da verilmiştir.[9] Bu anlamlar birleştirilip “köklerini kesip hiç hayır bırakmayacak derecede uğursuz” şeklinde de anlaşılmıştır.[10]

Âd kavminin azabı ve helak olması tamı tamına bir hafta ve artı bir gündüz sürmüştür. Şayet “Âd kavminin helak olduğu günler uğursuzdur” diyenlerin görüşü isabetli kabul edilirse o zaman haftanın bütün günleri uğursuz olması gerekir ki, böyle bir saçmalığı hiç kimse söylememiştir. Âd kavminin helak olduğu günler aynı zamanda Hz. Hud aleyhisselam’a ve ona iman edenler için kurtuluş günü olmuştur, Yüce Rabbimiz bu durumu bize defalarca pek çok ayet-i kerimede böyle bildiriyor;  “Ve nihâyet azap emrimiz gelince (Âd kavmini  helâk ettik) Hûd’u ve beraberindeki müminleri merhametimizle kurtuluşa erdirdik ve onları şiddetli azaptan da kurtardık.”(Hud, 11/ 58); “(Semud kavmine) Helak edilme emrimiz gelince, Sâlih’i ve beraberinde iman etmiş olanları, tarafımızdan bir merhametle kurtardık; hem o günün rüsvaylığından da… Gerçekten senin Rabbin çok kuvvetlidir, her şeye galibdir.” (Hud, 11/ 66); “Nihayet (Medyen halkının helak olması) emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri de rahmetimizle kurtardık. Zulüm ve haksızlık içinde olanları korkunç bir gürültü yakaladı; öyle ki, kendi yurtlarında/evlerinde dizüstü yığılıp kaldılar.” (Hud, 11/ 94).

Bu kadar çok ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz aynı gün ve aynı zaman diliminde kafirlerin, inkarcıların rezil- rüsva ve kepaze olarak perişan bir halde helak olduğunu, yine aynı gün ve aynı zaman diliminde peygamberler ve onlara inananların kurtuluşa erdiğini kesin ve net ifadelerle bize bildiriyor. Bu ayet-i kerimelerin başka hiçbir yorumu, tevili veya izahı yoktur, olmamıştır. Burası gerçekten çok önemlidir çünkü İslam tarihi boyunca ümmet-i Muhammed bu ayet-i kerimeleri sadece ve sadece bu şekilde anlamış ve böyle inanmıştır. İslam tarihi boyunca ehlisünnet tefsir alimleri bu ayet-i kerimelere bu minvalde mana vermişler ve bunlardan bazı gün veya zaman dilimlerinin uğursuzluğu diye bir mananın çıkmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir. Hatta bu ayet-i kerimelerden “her ayın son Çarşamba günü uğursuzdur” diye anlam çıkaran avamın bu yanlış anlayışına Ruhu’l-Beyan sahibi İsmail Hakkı Bursevi (rahimehullah) şöyle cevap vermiştir: “Şeyh Üftade Efendi şöyle demiştir: ‘Günlerin uğursuzluğu Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) dünyayı şereflendirmesiyle Müslümanlardan kaldırılmıştır.” (Ruhul Beyan -Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi- c. 3, s. 428). “İnsanlar her ayın son Çarşamba gününü uğursuz kabul ediyorlar. İbni’ş-Şeyh şöyle demiştir: Kamer suresi 19. Ayette geçen ‘uğursuzluğu sürekli bir zaman süresinde’ ifadesine bakarak bazı kimselere göre her ayın son Çarşamba günü uğursuz olarak meşhur oldu. Halbuki bu ayetten murat mananın iyi kimselere uğursuz olmadığı bilakis fesatçılara uğursuz olduğu malumdur, çünkü peygamberlere ve mü’minlere uğursuzluğu ortaya çıkmamıştır.” (Ruhul Beyan -Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi- c. 9, s. 275) Hazret 8. Ciltte de şöyle diyor: “…yoksa durum bazı müneccimlerin Fussilet Suresi 16. Ayete bakarak ‘bazı günlerin haddizatında/ bizzat kendisi uğursuzdur, bazıları da uğurludur’ şeklinde zannettiği gibi değildir. Çünkü zamanın cüzleri (dakikalar- saatler, günler) doğal olarak hepsi birbiriyle aynıdır, eşittir, aralarında fark yoktur. Ancak zaman dilimlerinde meydana gelen taat- ibadet veya günah- masiyetin işlenmesiyle aralarında fark olabilir (ibadetle geçen zamanlar hayırlıdır, günah işlenen zamanlar hayırsızdır). Mesela Cuma günü haddizatında mübarek bir gün olmakla beraber o günü taat ve ibadetle geçiren kimse için hayırlı bir gün olur. Aynı Cuma gününde günah işleyen hakkında o gün hayırsız olmuştur.” (Ruhul Beyan -Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi- c. 8, s. 244).

Ebû Abdullâh Hüseyn b. Hasen el-Halîmî el-Cürcânî (rahimehullah, v. 403) el-Minhâc fî Şuʿabi’l-Îmân isimli çok kıymetli eserinde şöyle diyor: “…Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’ de zikredilen ‘uğursuz günler’ (Fussilet Suresi 16. ayet) tabirindeki uğursuzluk Âd kavmindeki kafirler için geçerlidir. Yoksa söz konusu uğursuzluk Âd kavminin peygamberi Hud (aleyhi’s-selam) ve iman edenler için geçerli değildir.” (el-Minhâc fî Şuʿabi’l-Îmân, -Daru’l-Fikr, 1399- c. 1, s. 536)

“İslam’da gün, ay gibi zaman dilimlerinde uğursuzluk yoktur” hükmünün delil, ispat ve gerekçelerini Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden nakletmeye 2. makalemizde devam edeceğiz inşallah.

[1] – İbn-i Manẓûr, Lisânu’l-Arab, 6: 227-228; Fîrûzâbâdî, Ḳâmusu’l-Muḥîṭ, 576; Zebîdî, Muḥammed Murtadâ el-Hüseynî, Tâcu’l-Arûs min Cevâhiri’l-Ḳâmûs, nşr., Abdulkerim el-Azebâvî, (Kuveyt: et-Turâsi’l-Arabî, 2001), 16: 537-540

[2] – Râgıb el-İsfehânî,, Müfredâtü Elfâzı’l Kur’ân, nşr., Ṣafvan Adnan Dâvûdî, Dımeşḳ: Dâru’l-Ḳalem, Beyrût: Dâru’ş-Şamiyye, 2011, s. 794.

[3] – Ferâhidî, Kitâbu’l-Ayn, 4: 198-199

[4] – Ṭaberî, Câmiu’l-Beyân, 9: 797; Mâverdî, Ebu’l-Ḥasan Ali b. Muḥammed b. Habib, en-Nuket ve’l-Uyûn Tefsîru’l-Mâverdî, nşr., Es-Seyyid Abdulmaksûd b. Abdurrahim, (Beyrût Daru’l-Kütübü’l-İlmiyye, t.y.,) 5: 174-175; Zemaḥşerî, el-Keşşâf, 5: 375-376; Râzî, Ebû Abdullah Muḥammed b. Ömer el-İmâm Faḫruddîn, et-Tefsîru’l-Kebir ev Mefâtihu’l-Ġayb, , nşr., Seyyid İmrân, (Ḳâhire: Dâru’l-Hadîs, 2012), 14: 113; Ḳurṭubî, Ebû Abdillah Muḥammed b. Aḥmed b. Ebî Bekir, el-Câmiʿ li Aḥkâmi’l-Kur’ân ve’l-Mübeyyinu limâ Tedammenehû mine’s-Sünneti ve Âyi’l-Furḳâni, nşr., Abdullah b. Abdulmuḥsin et-Turkî, (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 2006), 18: 402-403; Ebu’s-Suûd, Muḥammed b. Muḥammed el-İmâdî, Tefsîru Ebi’sSuûd, İrşâdu’l-Aḳlı’s-Selîm ilâ Mezâye’l-Kur’ân’i’l-Kerîm, (Beyrût: Dâru İḥyâi’t-Turâsî, t.y.) 8: 8-9; Âlûsî, Rûḥu’l-Meânî, (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415) c. 12, s. 365; Hak Dîni Kur’ân Dili, 6: 4195.

[5] -Kerim Yılmaz, Uğursuzluğun Psiko-Sosyal Sebepleri ve Kur’an’da Uğursuzluk Olgusu, Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2019/8, C. 8, Sayı: 16, s. 279- 280

[6] – Ferâhidî, Kitâbu’l-Ayn, 1: 317; İbn Manẓûr, Lisânu’l-Arab, 12: 134; Fîrûzâbâdî, Ḳâmusu’l-Muḥîṭ, 1093-1094.

[7] – İbni Manẓûr, Lisânu’l-Arab, 12: 134.

[8] – Ferâhidî, Kitâbu’l-Ayn, 1: 317; Cevherî, Ṣıḥâḥ, 5: 1899; İbn Manẓûr, Lisânu’l-Arab, 12: 134.

[9] – Ṭaberî, Câmiu’l-Beyân, 11: 66; Mâverdî, en-Nuket ve’l-Uyûn, 6: 77; Ayrıca Bk., Beyżâvî, Nâṣıruddîn Ebû saîd Abdullah b. Ömer b. Muḥammed eş-Şirâzî, Tefsîru’l-Beyżâvî Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl, nşr., Muḥammed Ṣubḥî b. Ḥasan el-Ḥallâk, Maḥmûd Aḥmed el-Etrâş, (Dımeşḳ-Beyrût: Dâru’r-Reşît, 2000), 3: 440; Âlûsî, Rûḥu’l-Meânî, c. 15 (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415), c. 15, s.  47.

[10] – Kerim Yılmaz, Uğursuzluğun Psiko-Sosyal Sebepleri ve Kur’an’da Uğursuzluk Olgusu, Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2019/8, C. 8, Sayı: 16, s. 280- 281.

Yorum Alanı