”MAHMUD EFENDİ (KUDDİSE SIRRUHU) KABRİ ŞERİFİNDEN BİZİ YÖNETİYOR… HER ŞEYİ YÖNETİYOR” SÖYLEMİ ÜZERİNE
29 Mayıs 2025 1138

Lütfen Kavramları Doğru Anlayalım! 2 (29.05.2025)
”MAHMUD EFENDİ (KUDDİSE SIRRUHU) KABRİ ŞERİFİNDEN BİZİ YÖNETİYOR… HER ŞEYİ YÖNETİYOR” SÖYLEMİ ÜZERİNE
Müslümanlar olarak asıl gündemimiz GAZZE ve ümmetin mazlumları olmaya devam ediyor fakat bu aralar gündemdeki ”Ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam etmesi” meselesi epey kafa karışıklığına sebep oldu, (27 Mayıs 2025) tarihinde bu konuyla alakalı kısa bir yazıyı X hesabımızda paylaşmıştık (https://x.com/a_arast/status/1927333801685901650?t=TILm5AR7V1HYl2WQrw4iCw&s=19) T.A.M. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi olarak bu gibi meselelerin sosyal mecralarda tartışılmasına pek taraf olmadığımız için (çünkü bu gibi meseleleri anlayan var, anlamayan var vs.) konu hakkında genel bir açıklama yaptık, aslında bize göre bu açıklama gayet yeterliydi, fazla uzatmaya da gerek yoktu ama meselenin şu an geldiği noktada biraz daha tafsilata ihtiyaç hasıl oldu.
1- تحرير محل النزاع : Tartışmanın hangi konuda olduğunu netleştirmek: Tartışılan mesele ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam edip etmediği değil! İsmailağa tarafı da Şura-ı Müceddidiye tarafı da bunu kabul ediyor zaten, inkâr eden iki taraftada hiç kimse yok, karşı tarafı “inkâr ediyormuş” pozisyonuna düşürmeye de gerek yok! Asıl tartışma konusu bu tasarrufun sınırları nelerdir, hangi konuları kapsar, neleri kapsamaz? ”Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) kabri şerifinden bizi yönetiyor… her şeyi yönetiyor” (https://youtu.be/VXUm2TfouLM) iddiasına yapılan itirazlar ve bu itirazların delil, kaynak ve gerekçeleridir. Bu ihtilafa çare- çözüm olmayacak açıklamalar, beyanlar, paylaşımlar ”meseleyi doğru- dürüst anlamamak” demektir.
2- ”Ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam etmesi meselesi” tasavvuf ilminde “Evliyanın kerametleri” bölümünde yer alır, zira bir Müslümanın öldükten sonra da dünyayla alakalı bir şeye müdahale etmesi “keramet” kabilindendir.[1] Ölümden sonra da devam eden bu kerametlerin yüzden fazla çeşidi olduğunu bildirir et-Tacu’s-Subkî “Tabakatu’l-Kübra” isimli eserinde.[2] Aynı şekilde Abdurrauf el-Münavî “el-Kevakibu’d-Dürriyye“ isimli kitabında İslam alimlerinin kerametin yirmi farklı çeşidi olduğunu -bu çeşitleri teker teker saymış- ve bu çeşitlerin sayılandan çok fazla olduğunu bildirmiştir.[3] Ayrıca ”Ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam etmesi” meselesi hakkında İslam uleması müstakil eserler yazmışlardır, bunlardan bazıları şunlardır:
a- Riyadu’s-Sadat fi İsbatı’l-Keramati li’l-Evliyai Hale’l-Hayati ve ba’de’l-Memat, Kâdı Abdulhalim er-Rumi el-Hanefi (v. 1013)
b- Tenbihu’l-Ezkiya fi Beyani Keramati’l-Evliyai ve ma Hassahum Allahu Teala min’el-Keramati Hale’l-Hayati ba’de’l-Memat, Ahmed b. Mansur el-Cündi el-Hanefi el-Mısri (Hicri 11. Asır ulemasından)
c- Feyzu’l-Aliyyi Zilcelal bi İsbatı Keramati’l Evliya fi’l-Hayati ve ba’de’l-İntikal, el-Allame el-Muhaddis Ahmed el-Cevheri el-Halidi (v. 1181)
d- Es-Sehmu’l-Kavi fi Nahri Külli Gabi ve Gavi, Şeyhu’l-İslam Ahmed b. Ahmed es-Scai (v. 1197)
e- Es-Suyufu’s-Sikal fi Rakabeti Men Yunkiru Keramati’l-Evliyai ba’de’l-İntikal, Abdulbaki b. Abdurrahman el-Hazreci el-Makdisi (v. 1078)
f- Risaletun fi Keramati’l-Evliyai ve İnneha la Tenkadıu Bimevtihim, eş-Şeyh Ahmed b. Şihab el-Acemi el-Vefai (v. 1086)
Bu altı risale hepsi bir kitapta toplanarak “Cemu’l-Makal fi İsbati Keramati’l-Evliyai fi’l-Hayati ve ba’de’l-İntikal” ismiyle Ahmed Ferit el-Mezidi hocanın tahkikiyle Daru’l-Asari’l-İslamiyye yayınevi tarafından 2006 senesinde Siri Lanka’da basılmıştır.
g- Nefehatu’l-Kurbi ve’l-İttisal bi İsbati’t-Tasarrufi li Evliyaillahi Teala Ba’de’l-İntikal, Şİhabuddin Ahmed el-Hamvi (v. 1098) (Kahire: Daru Cevamiu’l-Kelim, trhsz)
h- Camiu Keramati’l-Evliyai, Yusuf b. İsmail el-Nebhani (v.1350), Kahire, Mektebetu’t-Tevfikıyye
i- El-Hucecu’n-Neyyirat fi İsbati Tasarrufi’n-Nebiyyi ve’l-Veliyyi ba’de’l-Memat, Şeyh İmaduddin Cemil el-Hüseyni, Beyrut, Şirketu Dari’l- Meşari’, 2012.
Bu kadar çok eserde çok geniş kapsamlı olarak ”Ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam etmesi meselesi” ele alınmış ama “öldükten sonra bir mürşid-i kamilin cemaatini idare etmesi” hakkında herhangi bir bilgi olduğunu biz tespit edemedik.
3- Bir müridin/ müridenin şeyhine olan aşırı muhabbeti, hiçbir şeye değişilmeyecek derecede sevgisi anlaşılabilir, kabul edilebilir bir haldir, durumdur, hiç kimse bunu yargılamıyor, sorgulamıyor, eleştirmiyor. Şu kadar var ki, bu aşırı muhabbetten hareket ederek şeriat ölçülerine ve tarikat usullerine uymayan bir söylem geliştirmek, yeni bir şey ortaya atmak kabul edilmeyecektir! Muhabbete eyvallah ama bu muhabbeti her şeyin önüne geçirerek aşırıya kaçmak tarikatta bidate doğru bir eğilim olma tehlikesini barındırıyor! Her iki taraftan hiç kimse Mahmud Efendi hazretlerinin (kuddise sırruhu) büyüklüğünü, yeri doldurulamaz olduğunu, İslam ve tasavvuf tarihinde güzide bir şahsiyet olduğunu tartışmıyor, sorgulamıyor, yadırgamıyor! Şu anda da tasarrufunun devam ettiğini kabul ediyor. Bu konuda karşı tarafı boş yere itham etmenin lüzumu yok, Vehhabilikle yaftalamak gereksiz, malayaniden öte bir şey olmaz!
4- İslam dinine göre bir şeyi ciddi olarak iddia eden kişi bunu delille ispatlamakla yükümlüdür; bu durum انْ كنتَ مُدَّعِيا فالدليل “Eğer bir şeyi iddia ediyorsan delil getirmen gerekir” şeklinde ilmi bir kurala bağlanır. Tartışma konusunu iddia eden taraf şeriattan ve tasavvuftan özellikle Nakşibendi tarikatı kaynaklarından muteber delil, ispat vs. ne varsa ortaya koysun, söylemini/ iddiasını böylece ispat etsin. Şeyhine olan can-ı gönülden olan derin muhabbetten dem vurmak ne şeriatta ne de tarikatta delil olmaz. Öyleyse kim ”Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) kabri şerifinden bizi yönetiyor… her şeyi yönetiyor” iddiasını dile getiriyorsa bunu şeriata ve tarikata göre ispatlaması gerekir. ”Mahmud Efendi’nin (kuddise sırruhu) şu anda tasarrufunun devam ettiği” meselesinde ihtilaf olmadığı için ayrıca bu konuya girmeye gerek yok ve ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam ettiği hakkında binlerce kitaptan, binlerce Allah dostunun bu meyandaki sözünü aktarmaya, anlatmaya da gerek yok! Ayrıca bu konuda yaşanmış yüzlerce menkıbe anlatmak da konuyu mecrasından çıkarmak demektir. Yapılması gereken sadece şudur: ”Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) kabri şerifinden bizi yönetiyor… her şeyi yönetiyor” iddiasının şeriattan ve tarikattan delillerini getirip ispatını yapmak. Çünkü itiraz sadece ve sadece bu noktaya, başka şeylere değil! Zira İslam tarihi boyunca ehlisünnet muteber hiçbir tarikat ehli böyle bir şey söylememiştir, muteber hiçbir tarikat kitabında böyle bir iddia yer almaz. Bidat tarikatlar zaten konumuz dışındadır.
5- ”Ehlullahın öldükten sonra da tasarruflarının devam etmesi meselesine bağlı olarak ”Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) kabri şerifinden bizi yönetiyor… her şeyi yönetiyor” söyleminin ispatı ancak keşif, ilham, zuhurat ve rüya ile olabilir. Keşif, ilham ve rüya ile bir şeyin ispatlanmasının İslam dinine göre ilk şartı İslam’ın hükümlerine ve esaslarına aykırı olmamasıdır. Eğer aykırı olursa kabul edilmez. İmam Rabbani (kuddise sırruhu) keşif ve ilhamın hatalı ve yanlış olabileceğini Mektubat’ta defalarca vurgular, büyük veli Muhyiddin İbni Arabi’ nin (kuddise sırruhu) pek çok keşifle hasıl olan bilgilerini kabul etmez, reddeder. Hatta kimin keşfi sahihtir, kiminki değildir? Konusu hakkında İmam Rabbani taraftarları ile Muhyiddin İbni Arabi (kuddise sırruhuma) taraftarları arasında uzun tartışmalar meydana gelmiş, taraflar bu konuda karşılıklı reddiyeler yazmıştır. (İMAM-I RABBANİ’ YE (KUDDİSE SIRRUHU) MUHALİF/ KARŞI OLAN CENAH: İbrahim el-Kûrâni ve Talebesi https://youtu.be/EgSrMlcGcMc
Keşif, ilham, zuhurat ve rüya bağlayıcı değildir, doğru da olabilir hatalı ve yanlış da olabilir. ”Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) kabri şerifinden bizi yönetiyor… her şeyi yönetiyor” iddiasını dile getirenler ilk önce bunun şeriata uygun olduğunu ispatlamakla mükelleftirler; bu nasıl bir yönetim şeklidir? Tarifi- tanımı nasıldır? Yönetimin gerçekleşmesi için karşılıklı iletişim kimler tarafından ve nasıl sağlanmaktadır?
Ayrıca keşif ve ilham kabul edilme şartlarına uygun bir şekilde meydana gelse bile sadece o keşfi/ zuhuratı, rüyayı gören kişiyi ve o gören kişiyi kabul edenleri bağlar, geri kalanı bağlamaz, yani bağlayıcı değildir. Keşif, ilham ve rüya hakkında ehli sünnetin görüşü budur. Bunu tartışmaya açmak demek, usulleri tartışmak olur ki beyhudedir. Keşif ve ilhamla elde edilen tereddütlü bir bilgiden hareket ederek, yüzyıllardır kitaplarda usul ve esasları anlatılan, teamülleri yerli yerine oturmuş, bugüne kadar bize tevatür yoluyla nakledilmiş, üstadımız Mahmud Efendi’den (kuddise sırruhu) bütün ihvanın en ince detaylarına kadar öğrendiği bir tarikatta yeni bir şey icat etmek hayli yetersiz kalacaktır. Çünkü keşifle elde edilen tereddütlü bilgi hatalı olabilir ve bağlayıcılığı yoktur ama tarikatın teamülleri bize tevatür yoluyla yani inkârı mümkün olmayan kesin yollarla gelmiş ve geldiği gibi kabul edilmesi de zorunlu olmuştur. Yani keşifle elde edilen bilginin delil/ hüccet olma değeri sadece keşfi göre kişiyi ve o gören kişiyi kabul edenleri bağlayan zayıf ve tereddütlü bir bilgi iken mütevatir bilgi herkesi bağlayan inkâr edilemez kesin bilgidir.
Orhan Gazi Yüksel
T.A.M. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi
[1] – Yusuf en-Nehani, Camiu Keramati’l- Evliya (Kahire: Mektebetu’t-Tevfikıyye, trhsz), c. 1, s. 53; Şİhabuddin Ahmed el-Hamvi, Nefehatu’l-Kurbi ve’l-İttisal bi İsbati’t-Tasarrufi li Evliyaillahi Teala Ba’de’l-İntikal(Kahire: Daru Cevamiu’l-Kelim, trhsz), s. 68.
[2] – Yusuf en-Nehani, Camiu Keramati’l- Evliya (Kahire: Mektebetu’t-Tevfikıyye, trhsz), c. 1, s. 55.
[3] – Abdurrauf el-Münavî “el-Kevakibu’d-Dürriyye (Beyrut: Daru Sadr, 2012), c. 1, s. 14