Mahmud Efendi’nin Velî Olması Gaybî Bir Mesele midir?

03 Temmuz 2026 187

Mahmud Efendi hazretleri kuddise sırruhu’nun Velî/ Allah dostu Olması Gaybi Bir Mesele midir?

(Bu meselenin mevcut haliyle tartışma konusu haline gelmesini tasvip etmediğim için zaruret miktarı açıklama yaparak son bulmasına katkıda bulunmak niyetiyle yazıyorum)

1. Mahmud Efendi’yi hayattayken yakinen tanıyanlar olarak onun dünya hayatındayken velî bir zât olduğu konusunda hiçbir şüphemiz yoktur zira bu bizim şeriatin zahirini esas alarak vardığımız beşerî bir hükümdür. Çünkü şeriatin nassları bize her halini müşahede ettiğimiz bir Müslüman hakkında bu şekilde hüküm ve ya bu minvalde karar vermemizi salık veriyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ” نحن نحكم بالظاهر/ Biz zahirle hükmederiz” buyurmuştur. Ayrıca her konuda ona karşı son derece hüsnü zannımızın olduğu da tartışmasızdır. Müslüman olarak mükellefiyetimiz bununla sınırlıdır. Buraya kadar mesele hislerle/ duyu organlarıyla anlaşılıp idrak edildiği için gaybî değildir, olamaz. Bilakis gözle görülen, müşahede edilen bir haldir yani mahsustur.

2. Bununla birlikte Efendi hz.lerimizin Allah Teala katındaki değerini/ halini/ durumunu kesin/ kat’î olarak bilme ve anlama imkanımız dünya hayatındayken bizim açımızdan mümkün olamayacağı içindir ki- bu gibi konular beşer tâkatini aşan konulardır- söz konusu mesele sadece bu yönüyle bütün beşeriyet için “gaybî bir durum” olduğu da ehlisünnet ölçülerine göre müsellemdir.

Burada “gaybî” demek şu manadadır: İnsan aklı bu gibi konularda tek başına karar vermesi, hüküm vermesi için yetersizdir, insan aklının bu gibi şeyleri bilebilmesi için mutlaka o konu hakkında güvenilir bir bilginin (haber-i sadık) kendisine ulaşması gerekir. Eğer o güvenilir bilgi yoksa o konu hakkında insan aklının hiçbir şey söylemeye imkan ve salahiyeti yoktur. Zira akıl tek başına bu konularda karar verebilecek bir yapıya sahip değildir.

Meselenin sadece bu yönünün bu manada gaybî olması Peygamberler, cennetle müjdelenenler ve de cehennemlik olduğu kesin olarak haber verilenler hariç bütün insanlık için genel-geçer bir kuraldır. Ölüm sonrası durum ve hallerimiz gaybî bir meseledir. Şu kadar var ki, hepimiz son nefeste imanlı ölmek için azami derecede gayret ederek şeriatı kılı kırk yararcasına dikkatli yaşamaya gayret etmeliyiz, her halimizde Allahımızla mânen birlikte olalım ki son nefesimizde de o halde can vermek nasip ve müyesser olsun inşallah, Allah Teala’nın lütfu ve inayetiyle.

3. Gerçek şehitler Allah katında özel bir hayatla diridirler ama biz buna rağmen şehitlerimizi toprağa defnederiz, varsa mirası paylaşılır, hanımı “ölüm iddeti” bekler, yani dünya hayatına göre şehitlere ölü muamelesi yaparız, şeriat bize şehitlerimize böyle davranmamızı emrettiği için. Yüce Allahımız onların hayatta olduğunu bildirir ve “…siz, şehitlerin hayatını kavrayamazsınız!” Buyurur, orası insan takatini aşan gaybî bir durum olduğu için. Şayet Allah Teala şehitlerin hallerini bildirmeseydi insanoğlunun hiçbir şekilde bilme imkanı olamazdı!

4. Vefat eden bir Müslüman kardeşimizin cenazesinde helallik alınırken onu hali hayatındayken nasıl bildiğimize göre hüsnü şehadet ederiz ve “iyi bir Müslüman olduğunu bilirdik” deriz. Bu hüsnü zannımıza göre o kişinin Allah’ın rahmetine ve mağfiretine nail olacağını umarız, affı, mağfireti, makamının âlî olması ve kabrinin cennet bahçelerinden bir bahçe olması için dualar ederiz, niyazlarda bulunuruz, cenaze namazı da zaten bir çeşit meyyit/ meyyite için dua kabilindendir.

Kesin ve net olarak cennetlik olup olmadığı hakkında sağlam, doğru ve güvenilir bir bilgiye ulaşma imkan ve gücümüz olamadığı için yapmamız gerekenler, mükellefiyetimiz sadece bunlarla sınırlıdır.

Biz aciz kullar olarak sadece gücümüz yettiği konularda şeriat ölçülerine göre hareket etmekle mükellefiz, bundan ötesi hakkında kesin ve net bir şekilde konuşmak, söz söylemek ve ya hüküm vermek beşerin güç yetiremeyeceği, boyunu aşan alanlardır!

Özetle durum bundan ibarettir, diye düşünüyorum, vesselam.

 

Yorum Alanı