SAFER AYI, UĞURSUZLUK, BELA ve MUSİBET- 1

20 Temmuz 2025 650

SAFER AYI, UĞURSUZLUK, BELA ve MUSİBET- 1 (25 Muharrem 1447)

                                    GİRİŞ

Bütün hamdlerimiz Yüce Rabbimize, salat ve selamlarımız dinimizi bize kamilen tebliğ eden Sevgili Peygamber Efendimize ve O’ nun âl ve ashabına olsun.

Safer ayına özel herhangi bir uğursuzluk var mıdır? Sadece Safer ayında meydana gelecek (hususi) herhangi bir bela veya musibet var mıdır? Sadece Safer ayında meydana gelecek bela ve musibetlerden korunmak için Safer ayında olunacak özel dualar İslam dininde var mıdır? Konuları hakkında tafsilatlı açıklamalar yapacağız inşallah. Bu açıklamalar esas olarak “Safer ayı hakkında ehli sünnet ulemanın 1400 senelik üzerinde söz birliği yaptığı, ittifak ettiği tartışmasız ilmi beyanlarına göre delil, ispat ve muteber kaynaklarla olacaktır.

1- Safer ayına özel herhangi bir uğursuzluk var mıdır? Sadece Safer ayında meydana gelecek (hususi) herhangi bir bela veya musibet var mıdır? Sadece Safer ayında meydana gelecek bela ve musibetlerden korunmak için Safer ayında olunacak özel dualar İslam dininde var mıdır? Konuları tamamen İslam diniyle/ şeriatla alakalıdır, herhangi bir tarikatla ilgili bir mesele asla değildir. Onun için bu konunun sadece tarikat/ tasavvuf cemaatlerini ilgilendiren hiçbir özelliği yoktur bilakis bütün Müslümanların tamamını ilgilendirir. Ayrıca herhangi bir cemaatin kendi iç meselesi zaten hiç değildir.

2- Her türlü algı yönetimi ve manipülasyonun zirveye ulaştığı bir çağda yaşadığımız için ilk önce “algı yönetimi ve manipülasyon” tarifleriyle başlayalım:

Algı yönetimi ve manipülasyon: Algı yönetimi, Amerikan ordusu tarafından geliştirilmiş bir yöntemdir. Amerikan ordusunun işgal ettiği topraklarda halk tarafından işgalci değil de sanki “ülke halkını zulümden kurtaran kahraman” (Irak’ta olduğu gibi) görülmesini sağlamak amacıyla ordu tarafından geliştirilen daha sonraları halkla ilişkiler tarafından da kullanılmaya başlanan bir çeşit psikolojik savaş faaliyetleridir. Algı yönetiminin hedefi insanların, devlet ve toplulukların algılarını belli bir yöne kanalize etmektir. Amaç eldeki bilgi ve duygular vasıtasıyla kitlelerin duyularını ya değiştirmek ya da var olan durumu olduğundan farklı göstermektir.

Manipülasyon: Yanlış yönlendirme, seçme, ekleme ve çıkarma vb. yollarla bilgileri değiştirmek, çarpıtmaktır. Bilgileri kendi çıkarı için kullanma, hile yaparak istediği gibi değiştirmektir, kendisi gibi düşünmeyenleri yalanlarla kandırarak etkileme ve yönlendirmedir. Manipülasyon, algı yönetimi süreçlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.[1]

Bu iki kavram lügatimize ve dünyamıza son zamanlarda girmiştir. Oysa aynı manaları ifade eden pek çok kelime ve kavram zaten dilimizde mevcuttur; algı yönetimi ve manipülasyon Türkçe’ de “aldatma, kandırma, ustaca söylenmiş yalan-dolanla yanlış yönlendirme, şeytanca hile ve kurnazlıkla akıl çelme, kurgulanan kaliteli yalan, üçkâğıtçılık, sahtekârlıkla başkalarını istediği yere çekme” gibi manalara gelir.  Eğer dilimizde kolayca anlayabileceğimiz bunca çok ifadeyi ve tabiri bir kenara bırakıp onun yerine “algı yönetimi ve manipülasyon” kavramlarını kullanırsak yine aldanmış, aldatılmış ve kandırılmış oluruz. Zira “algı yönetimi ve manipülasyon” kavramları halkımız için yeni ve manası tam olarak bilinmeyen kavramlardır. “Yalan- dolanla aldatıyor, kandırıyor, üçkâğıtçılık ve hile yaparak yanlış yönlendiriyor” dediğimiz zaman bunu herkes rahatlıkla anlayabilecektir ama aynı durumu anlatmak için “algı yönetimi ve manipülasyon” yapıyor dediğimiz zaman bunu kaç kişi tam olarak anlayabilecek, oynanan oyunun farkına varabilecektir. Şayet insanların çoğu bu hile ve aldatmaları gereği gibi anlayıp fark edebilseydi günümüzde olduğu gibi bu kadar çok oyuna ve tezgâha gelmez, tuzağa düşmez, yanlış yönlendirmelerin kurbanı olmazdı. Yakın zamanda yaşadığımız “Corona aşısı” denen fecaat bunun en büyük şahitlerindendir.

Algı yönetimi ve manipülasyonun daha iyi anlaşılması için bir de konuyu uzmanından dinleyelim;

Henry Kissinger’a (ö. 2023) atfedilen “Bir şeyin gerçek olması pek o kadar önemli değildir; fakat ‘gerçek’ olarak algılanması çok önemlidir” sözü bir bakıma içinde yaşadığımız dünyayı da özetlemektedir. Hepimiz, “barış ve demokrasi” denilerek savaşların çıkarıldığı, “özgürlük” denilerek tutsaklıkların ve bağımlılıkların var edildiği, “sağlık” denilerek hastalıkların üretildiği, “eğitim” denilerek cehaletin yaygınlaştırıldığı bir dünyayı gözlemliyoruz. İnsanların zihinleri kıyasıya psikolojik savaşlara maruz kalan bir savaş meydanına dönmüş durumda. Gerçeklerle, doğrularla aramıza giren algı yönetmenleri ve manipülatörler gördüklerimizi, duyduklarımızı ve hatta dokunduklarımızı nasıl yorumlayıp anlayacağımızı belirlemek için profesyonel bir çaba gösteriyor.

Gerçekleri tahrif etmeden olduğu gibi görebilmek kolay değil. Bugün her birimizin algı yönetimi ve manipülasyon mağduru olması mümkündür. Herhalde bir insan için en acıklı şeylerden biri de kendi rızasıyla/kararıyla/arzusuyla kendisine -bilerek veya bilmeyerek- zarar vermesidir. Algı yönetimi ve manipülasyon süreci tam da bunu hedeflemekte ve maalesef geniş kitleler üzerinde başarılı da olmaktadır. Elbette ki bundan korunmak, algı yönetimi ve manipülasyon sürecine direnmek de mümkündür. Bunun ilk şartı usta yalancıların yönettiği bir dünyada yaşadığımızın farkında olmaktır. Kuşkusuz, çevremizde yalancıların olduğunu bilmek, yalanı fark edebileceğimiz anlamına gelmiyor. Bir yalanı inandırıcı kılan özellikleri de bilmek gerekiyor. Algı yönetmenleri ve manipülatörler kandırılmaya yatkın kişiliklerden hoşlanıyor ama ondan daha çok kandırıldıklarının farkında olmayan kişileri seviyor.[2]

3- Akla hayale gelmedik her çeşit algı yönetimi ve manipülasyonlarla, bin bir türlü yalan- dolan, kandırma ve hilekarlıklarla tartışmasız gerçeklerin bile alt-üst edildiği, apaçık hakikatler dahi şüpheli hale getirildiği bir acayip ve bir o kadarda yozlaşmış bir çağda algı ve manipülasyon için “Modern büyü- sihir” tabiri tam yerine oturmuş bir tespit olsa gerek! Hangi şeyi nasıl anlamamız gerektiği hakkında zihinlerimiz yoğun algı operasyonlarına sürekli maruz kalıyor.

Böyle keşmekeş bir ortamın doğal sonucu olarak İslam diniyle alakalı 1400 senedir hiçbir şekilde değişmeyen/ değişmemiş bir meselesi bile “yeni bir yorum” adı altında yeni bir hükme maruz kalarak değiştirilme operasyonuna kurban edilmeye çalışılıyor! Yeter ki İslam dininde böyle bir çarpıtma operasyonu yapacaklar algıyı ustaca yönetsinler, temel kavramları işlevsiz hale getirmek için ustaca yalan söylesinler ve kurnazca kurguyla zihinleri allak bullak etsinler. Zira maharet artık ilimlere, kaynaklara, usullere, müktesebata vâkıf olmaktan çok algı yönetimi ve manipülasyonu ustaca becermeye, sosyal medyada takipçi sayısına göre, beğeni ve paylaşım çokluğuna göre belirlenerek keyfiyetten (ilmi yetkinlikten) çıkarılıp tamamen kemmiyete (takipçi sayısına) indirgenmiş durumda! Kimin takipçisi kalabalıksa, peşinden gidenler sayı olarak çoksa o kişi hakikati ve doğruları temsil ediyor, yanılgısına düşmüş cümle alem! Gerçekleri, doğru ve yanlışları belirleyen ölçü, mikyas artık kalabalıkların çokluğu olmuş! Bu da kıyamet alametlerinden biri olsa gerek! Gerçeklerin, doğru ve yanlışların ne olduğundan habersiz kuru kalabalıkların bütün bunları belirleyen, tayin eden merc’i olma (başvurulacak kişi veya makam) konumuna getirilerek bunun üzerinden hakikatlerin devşirilmesi. Bu da bize algı yönetimi ve manipülasyon yapanların gerçekten işlerini ustaca, profesyonel olarak yaptığını gösteriyor.

“Kur’an Müslümanlığı” veya “meal Müslümanlığı” denilen söylem ve oluşum anlatmak istediğimiz manaya tam olarak verilebilecek yerinde bir örnek. Şöyle ki, 16. yüzyılda Avrupa’da Martin Luther’in (ö. 1546) Hıristiyanlığın yapısını yeniden değiştiren temel tezi, Papa’nın İncil’i yorumlamasıyla sıradan bir Hıristiyan’ın İncil’i yorumlamasını eşitlemesi olmuştur. Ona göre, vaftiz edilen herkes bir piskopos olabilirdi. İyi bir Hristiyan olmak için Papa’ya gerek yoktu. Kilise’nin Tanrıyla inananlar arasından çıkması gerekiyordu. İncil’in basılıp farklı dillere tercüme edilmesi sıradan Hıristiyanların İncil’i okumasını ve yorumlamasını sağlayabilmesi açısından önemliydi. Kutsal metnin artık aracısız yorumlanabilirliğine ilişkin bu sarsıcı tez, kutsal metne sadece bir yorum özgürlüğü getirmiyor, farklı yorumlardan birini seçme özgürlüğünü de beraberinde getiriyordu. Aynı zihniyet Batı’dan tıpatıp kopyalanarak ama “Kur’an Müslümanlığı” kılıfı içinde İslam diyarlarında algı, kandırmaca, ustaca hazırlanmış yalanlarla Müslümanlara yutturuldu ne yazık ki! Artık günümüzde “Peygambersiz İslam” gibi İslam’ın aslına taban tabana zıt, ucube ve saçma sapan bir söylem “Kur’an Müslümanlığı” adı altında güya yüce bir amaca matuf süsü verilerek türlü türlü algı yönetimi ve manipülasyonlarla, şeytanın bile aklına gelmeyecek hile ve tuzaklarla İslam topraklarında pazarlanarak müşteriler buldu, bulmaya devam ediyor. Yüzyıllardır İslam’ a karşı yürütülen binbir türlü algı ve manipülasyon kendini yenileyerek İslam’ ı bozma faaliyetlerine devam ediyor.

Devam edecek inşallah

[1] – Cengiz Anık, Algı Yönetimi, “Tübitak Sosyal Bilimler Ansiklopedisi” (Ankara: Tübitak Yayınları, 2021), c. 1, s. 37; Mücahit Gültekin, “Algı Yönetimi ve Manipülasyon” (İstanbul: Pınar Yayınları, 2018), s. 15-16; Bilal Karabulut v. dğr., “Algı Yönetimi” (İstanbul: Alfa Basım Yayın Dağıtım, 2017), s.  16- 17.

[2] – Mücahit Gültekin, “Algı Yönetimi ve Manipülasyon” (İstanbul: Pınar Yayınları, 2018), s. 11-12.

Yorum Alanı