Tasavvufta Usulsüz Vusûl Olmaz (mı?)

10 Mayıs 2024 1767

Tasavvufta Usulsüz Vusûl Olmaz (mı?)

Usül ile furu’ ise muradın ey fakih-i cân

Usül ile yapış aşka garaz bu fer-i hılkatten

(Sunullah-ı Gaybi kuddise sırruhu)

Usül Ne Demek?

Arapça bir kelime olan “usul” lügatte kök, dip, temel, kaide, kaynak, bir şeyin esası anlamlarına gelen “asıl” kelimesinin çoğuludur. Genel anlamda usül; metot, kural, ilke, esas, sistem ve asıllar demektir ki hayatımızın her alanında mutlaka var olan, olması gereken belli başlı yöntemler, kurallar, kanunlar demektir. Mesela trafik kuralları, günlük hayatımızda ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıtların düzenli ve nizamlı hareket etmesini, kullanılmasını sağlayan kurallar bütünüdür ki buna “Ulaşım/ trafik usülü” de denebilir. Bu kurallar olmadan trafik altüst olur, hayat çekilmez bir hal alır. Sadece sosyal hayatımızda değil ilimde, marifette, sanatta ve ibadette de bu gibi kural ve yöntemlerin olması şarttır.

İnsanlar gerek belli bir amaca ulaşmayı arzulasın, gerek bir hakikati bulmaya/ keşfetmeye/ ortaya çıkarmaya çalışsın kısaca her neyi ararsa arasın, eğer rastgele hareket ederlerse arzu ettikleri, aradıkları şeyi elde etmeye muvaffak olamazlar. İşte bu gibi durumlarda takip edilmesi, uygulanması gereken kuralların, düsturların tümüne “usül” denir. Belli başlı bir usule göre tertipli ve düzenli olmak her ilmin temel şartıdır.[1]

İslami ilimlerde usül nedir?  Genel itibariyle İslami ilimlerde var olan bu sistematik yapı tefsir, hadis, fıkıh gibi bir ilim dallarına ait kural, yöntem, metot, düstur, ilke ve esasları içine alan ve çok gerekli olan kurallar bütünüdür. O ilim dalına ait olan her şeyin belli bir düzen ve intizam içinde yerli yerine oturduğu, dört başı ma’mur bir disiplindir. Usul-ü fıkıh, usul-ü hadis, usul-ü tefsir ilimleri 1400 yıllık İslami ilimler müktesebatında eşi- benzeri bulunmaz derece kıymetli birer hazinedir. 1400 senedir İslam’ı doğru-dürüst anlamamıza yol gösteren şaşmaz rehberlerdir.

Vusûl Ne Demek?

Vusul, sözlükte “ulaşmak, matlubuna varmak, sevdiğine kavuşmak” gibi anlamlara gelir. Tasavvufta vusül; “Kulun, Hakk Teala’ya mânen ulaşması, devamlı Rabbini hatırlaması ve her daim onun huzurunda olduğunun şuurunda olma hali, ihsan derecesine ulaşmasıdır” manalarını ifade etmektedir. Aynı kökten gelen “vuslat” ile “vasıl olmak” yüce ve engin bir aşkla, şevkle arzulanan Yüce Mevla’ya manevi olarak ulaşmakla meydana gelen manevi yakınlıklar, mertebeler için kullanılır.

Tasavvufta Usul Gerekli midir? Ne İşe Yarar?

Tasavvuf büyüklerimizin bu konuda çok manidar bir sözü vardır: “Usul olmadan, vusul (ulaşma/ kavuşma) olmaz!” Eğer niyetimiz bir gayeye varmak, bir hedefe ulaşmaksa, o hedefe ulaşmakla ilgili usulü de işletmemiz, yerine getirmemiz gerekir. Bu bir zarurettir, olmazsa olmazdır. Diğer bir ifade ile hiçbir usule/ yönteme uymadan, herhangi bir sistem ve metodolojiyi takip etmeden, uygulamadan her ne olursa olsun bir maksada, hedefe, gayeye varmak, ulaşmak imkansızdır.

Tasavvuf baştan sona edepli olmaktır, ahlaklı ve terbiyeli davranmayı öğreten bir eğitim sistemidir. Tasavvuf büyüklerimiz bu eğitim- öğretim süreci hakkındaki bilgi ve kuralları anlatan “Adabu’l Müridin/ Müritlerin Edepleri” isimli eserler kaleme almışlardır ki sufilerin, dervişlerin, müritlerin uymaları gereken kurallardan, sistemden, düzenden intizamdan bahseden eserlere verilen genel isimdir.  Yüce Allah’a ilahi bir aşkla bağlanan salik nerede, neyi nasıl yapacağını iyice bilmeli, bellemeli ve gerekli vazifeleri hayatına doğru- dürüst taşıyabilmelidir. Zira nefis tezkiyesi, terbiyesi çok dikkat ve özen gerektiren hassas bir süreçtir, her şeyin zamanında ve yerli- yerinde yapılması, uygulanması şarttır, yoksa beklenilen verim elde edilemez. Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, Risale-i Halidiyye, Risale-i Kudsiyye, Adabu Salikan, İrşadu’l Müridin gibi eserler bu kabildendir. Özellikle üstadımız Mahmud Efendi hazretlerinin (kuddise sırruhu) “İrşadu’l Müridin” isimli eseri günümüzde neyi, nasıl ve hangi ölçülerde yapmamızı anlatan, bildiren bu alandaki nadide eserlerden biridir.

Nakşibendi tarikatının meşhur 10 usulü vardır ki Nakşibendi yoluna girenlerin bunlara riayet etmesi, bunlara göre davranması lazımdır, nazar ber kadem, hûş der- dem, sefer der vatan…gibi tarikatın adabını anlatan eserlerde geçen meşhur düsturlardır. Bunlar hakkında üstadımız Mahmud Efendi (kuddise sırruhu) şöyle buyurur: “Abdulhalık- ı Gucdüvânî (kuddise sırruhu) tarikatımızın büyük meşayıhındandır… Bu  zatın tarikatımızın ölçülerini bildiren düsturları, kaideleri vardır. Bunları öğrenip tatbik etmeye gayret edelim. O düsturlar şunlardır: 1. Hûş der- dem…”[2]

Eğer Nakşibendi yoluna giren bir salik bunları yerine getir(e)mezse, günlük hayatında bunları uygulayamazsa sadece isim olarak, sureta Nakşibendi olur, gerçek bir Nakşi şimdilik olamamıştır çünkü Nakşilik kurallarını yerine getirememiştir. Nakşilik yoluna tam manasıyla henüz girememiştir belki de girmeye aday, namzet olabilmiştir.

Belli bir usulü, sistemi, yolu- yordamı olmayan bir tarikatın pek faydası da olmayacaktır. Rahmetli Mektubatçı Bayram (Ali Öztürk) hocam “Usulü zayi eden vusulden mahrum olur, yolda kalır” sözünü çok tekrarlardı.

T.A.M. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi  

[1] – Fenn-i Menahic, İzmirli İsmail Hakkı (Konya: Çizgi Kitabevi, 2023), s. 49.

[2] – İrşadu’l Müridin, Mahmud Ustaosmanoğlu (İstanbul: Ahıska Yayınevi, 2021) s. 27

Yorum Alanı