Deizm’e Cevaplar- Sorular (2) Deizm’in Yaratıcı (Tanrı) Tasavvuru/ Anlayışındaki Çıkmazlar 2

15 Şubat 2020 3109

Deizme sorulacak en can alıcı sorulardan biri de şudur:
Deizm kendi iddia ve söylemlerini hangi alt yapı ve zeminde değerlendiriyor?  Deizmin delilleri nelerdir?

A – İlahi bir vahyi/ bilgiyi ve peygamberliği kabul
etmediklerine göre onların bilgi kaynağı vahiy ve peygamber olamaz.

B – Geriye iddialarını sadece “bilimsel olarak ispat etmek”
kalıyor, fakat görüşlerinin pek çoğuna hala bilimsel bir altyapı/ zemin ve
delil bulamamışlardır. Bu durumda deizm gerçek ve tutarlı olduğunu nasıl ve ne
ile ispat edecektir?

2 – Deistler diyor ki: “Deizm’in temeli nedir?  Mantık ve doğadır. Evrenin her yerinde bulunan
tasarımı hepimiz görüyor ve anlıyoruz ve bu anlayış bizi bir tasarımcının veya
Tanrının varlığına götürüyor.”

“Deistlerin tanrı görüşü nasıldır? Biz Tanrıyı istediği her şeye gücü yeten sonsuz bir varlık
olarak görürüz. Aşağıdaki Albert Einstein’dan yapılan alıntı Tanrının iyi bir
deistik tanımını sunuyor: “Benim inancım, zayıf ve çelimsiz akıllarımız ile
algılayabildiğimiz ve kendisini küçük detaylarda açığa vuran sonsuz üstün bir
ruhun mütevazi hayranlığından ibarettir. Bu kavrayamadığımız evrendeki açığa
çıkan üstün bir mantık gücünün varlığına olan derin duygusal sağlam inanç benim
Tanrı düşüncemi şekillendiriyor.”[1]

Deistlerin
öncülerinden Thomas Paine (ö. 1809) şöyle diyor: “Tanrı’nın ne olduğunu bilmek
istiyor muyuz? Bunu herhangi bir insanın yazabileceği yazılı kitaplarda arama, ama
Yaratılış’ın imzasında ara. İnsanoğlunun “Tanrı”
adına [kelimesine] yüklediği tek anlam, ilk neden, tüm şeylerin nedeni olmasıdır.
İlk nedenin ne olduğunu anlamanın kavranamaz ölçüde güç olması ve ona inanmamanın
on kat kadar daha zor olması nedeniyle insanoğlu inanma noktasına varır.”[2] ” Evrenin yapısındaki
bilimin ilkelerini bize gösteren Tanrı, insanı bunu keşfetmeye ve onu taklit etmeye
davet etmektedir. Bizim, dediğimiz bu yerkürede yaşayan bizlere sanki şunları
söylemektedir: “İnsanoğlu için bu dünyayı yarattım, yıldızlı gökyüzünü
görünür kılarak ona bilim ve sanat öğrettim. Rahat bir yaşam için artık üretebilir
CÖMERTLİĞİMDEN ÖGRENEBİLİR, BİBİRİNE KARŞI SAYGILI OLABİLİR.”[3]

Cevap 2 : İslam dininin inanç
esaslarından bahseden Akaid/ Kelam ilminde anlatıldığına göre; aklı başında normal
bir insan sadece aklını kullanarak ‘tüm evrenin bir yaratıcının eseri olduğu’
sonucuna varabilir. Lakin bir yaratıcıyı kabul etmesi halinde bu yaratıcının ne
gibi özelliklere, sıfatlara sahip olduğu, O’na karşı yapması gereken görevler, ibadet
vb. şeylerin olup olmadığı, şayet gerekliyse ne şekilde ibadet edeceğini sadece
akıl yoluyla bilebilmesi -pek çok belirsizlikle dolu olduğu için- tartışmalı
bir konudur.

Akaid
ilminde anlatılan bu belirsizlikler, tam olarak deistlerin tanrı hakkındaki
birbirinden farklı görüşlerinde ortaya çıkıyor. Deistler evreni yaratan bir
tanrının sadece varlığından bahsedebiliyorlar. Var olan o tanrı hakkında başka
bir bilgilere de ihtiyaç var mıdır? Varsa bu bilgiler nelerdir? Ve nasıl elde
edilecektir? Veya yok mudur? Yok ise niçin yoktur? Bununla beraber, var olan o
tanrının insan ve alem ile herhangi bir ilişkisi- bağlantısı var mıdır? Var ise
bu ilişkiler nelerdir? Hangi ölçü ve şartlarda meydana gelmektedir? Gibi sorular, deizmden cevap beklemektedir.

3 – Deistler diyor ki: “Deistler, Tanrının evreni ve dünyayı yaratıp sonra bir
kenara çekildiğine mi inanıyorlar ? Bazıları inanıyor ve bazıları da Tanrının
insani konulara müdahale ettiğine inanıyor. Mesela, George Washington
(Ağustos 1776 yılında) ya tahliyesi son derece riskli olan Amerikan askerlerini
Long Island’dan çekecekti ya da teslim olacaktı ve o riskli olan tahliyeyi
seçti. Ona tahliye sırasında yok olabilecekleri ihtimali sorulduğunda o ‘Yapabileceğimin
en iyisi buydu, gerisi Tanrının takdiriydi’ demişti.”[4]

Cevap 3 : İnsanlık tarihi
boyunca Allah’ın elçileri olan peygamberlerin öğrettiği ahlaki kurallara
uymayan, karşı gelen ve yeryüzünde azgınlık, taşkınlık yapan pek çok kavim
helak olmuştur; Nuh (aleyhi-s selam) tufanı, İtalya’nın Pompei kentinin helak
olması vb. olayları deistler nasıl izah edecektir? “Deistler Tanrının evreni ve
dünyayı yaratıp sonra bir kenara çekildiğine mi inanıyorlar ? Bazıları inanıyor
ve bazıları da Tanrının insani konulara müdahale ettiğine inanıyor.” Diyen
deistlerin bu görüşleri tarihi gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmuyor! İnsanlık
tarihinde yerini almış “birtakım kavimlerin helaki” gibi bu kadar yaşanmış olaylar
varken deistlerin bunun aksini söylemesi hangi akıl ve mantık iledir?

 Deistler, eşi ve
benzeri bulunmayan, başlangıcı ve sonu olmayan, âlim, adil, güvenilir,
yaratıcı, koruyucu ve her şeyin yöneticisi üstün bir varlık olarak tasavvur
ettikleri Tanrı’nın, insanları kendi hallerine bırakmasının ne gibi geçerli
sebeplerin olduğu konusunda yeterli bir açıklama yapamamışlardır. Bazı
deistlerce Tanrı’ya yapılacak ibadetin içeriğinin erdemli bir yaşam ve ahlaki
davranışlar olduğu ifade edilse de bir insanın neden ahlaklı davranması
gerektiğini ya da neden ahlak diye bir kavramın olması gerektiğinin de deist
zihniyet tarafından açıklanması gerekir. Yani kısaca ‘deizmin aklının’ tek
başına ahlaki ilkeleri koymakta yeterli olduğu iddiası, içinin tatmin edici bir
şekilde doldurulması gereken oldukça büyük bir iddiadır.

Deizme
soru
: İnsanın yaratılış gayesi, dünyada var olması deizme göre nedir?
Deizmin tanrısı, evreni herhangi bir gaye/ maksat için mi yaratmıştır? Eğer bir
yaratılış gayesi varsa, o nedir? Ve insanlar o gayeyi nasıl bilecekler ve ona
göre nasıl davranacaklardır? Veya insanın ve evrenin yaratılması boşu boşuna
mıdır? Deizmin tanrısı boş işlerle mi uğraşıyor, denilecek?

Deizm’in katı/ tutucu bir akılcılığa dayalı yapısı, en
zayıf tarafını oluşturur. Akla duyulan sınırsız güvenin; tüm dini gerçeklerin
mutlak akıl ile yargılanması gerektiği yani aklın üzerinde bir inanç
olamayacağı ve aklın insan kurtuluşu ile gerçeğe ulaşmayı sağlamada yegâne araç
olarak kabul edilmesi, deizmin başka bir çıkmazıdır. Zira insanların dünyevi
işler ile ilgili bir takım ortak ilkelere varmaları ve akla uygun makul
kabullerde buluşmaları mümkün olsa da özellikle metafizik konularda, herkesin
kendi aklından hareket etmesi ve müşterek olan evrensel ilkeler etrafında
birleşilmesinin mümkün olmadığı ortadadır. Tanrı’nın insana akıl melekesi
vermiş olmasını yeterli gören deistler, insanın aynı zamanda şevheti isteklerle,
nefsi duygularla hareket edebilen bir varlık olduğu gerçeğini göz ardı
etmişlerdir. Ayrıca tanrıya ait olduğuna inandıkları sıfatların ne şekilde
tezahür ettiği noktasında da kayda değer bir yaklaşımda bulunmaktan uzaktırlar.

Deist yazarların Tanrı- âlem- insan ilişkisine yönelik
yaklaşımlarının hedef(ler)i ne olursa olsun, deizm zaman içinde Tanrı’nın insan
hayatındaki merkezi konumunu sarsan ve Tanrı-insan ilişkisini zayıflatan bir yapıya
dönüşmüştür. Deizm’ in dini ve sosyal hayata yansımaları üzerine yapılan
araştırmalara göre, Tanrı’nın insanla olan bağının zayıflatılmasına paralel
olarak ahlaki inanç ve kabullerin de zayıfladığı görülmüştür. Bu ise bazı deist
yazarların zannettiği gibi ‘doğaya ibret nazarıyla bakan ve akıl  ile hareket eden -deist- insanların, daha
doğru ve ahlaklı bir yaşam süreceği’ tezinin geçersizliğini ortaya koymuştur.

Deist düşünce insana sınırsız bir yetki ve özgürlük vererek
“yaratılan insanın vazifelerini” dizayn etme yetkisini akla vermiştir. Sadece insan
aklı ile insanoğlunun ideal bir kişiliğe kavuşması bugüne kadar mümkün olmadıysa
bundan sonra nasıl olacaktır? Günümüzde Birleşmiş Milletler Topluluğu’ nun
dünyadaki savaş ve zulümleri durdurmada çaresiz kalması bunun en bariz
örneklerindendir.

Deizm, Tanrı’nın evren ve insanla ilişkisini dışlamıştır.
Bunun sonucunda insan yeryüzünde kendisini tamamen serbest, özgür hissetmiş ve
aklına her geleni, canının her istediğini yapmıştır. Bireysel olarak her türlü hazzı
haram-helal ve günah gibi kavramlardan soyutlayarak kendisi için mubah
kılmıştır. Yaptıklarını kendi özgürlüğü olarak algılamış, bundan dolayı da herhangi
bir sorumluluk kaygısına düşmemiştir. Sorumluluk hissetmek için insanüstü bir
makama, otoriteye saygı duymak, ondan çekinmek gerekir ki o da Tanrı’dır. Oysa Deizm,
Tanrıyı hesap sorabilecek, vakti saati gelince gerçek adaleti ortaya koyan bir
otorite olarak görmemektedir. Başka bir ifadeyle deistler kendileri için tam
bir “sınırsız- sorumsuz özgürlük” anlayışı geliştirmişlerdir. Dünya tarihinde
insanlar tarafından işlenen sayısız kötülük, zulüm, işkence, savaş, haksızlık
meydana gelmiştir ancak deist düşüncede bunun bir cezası, karşılığı
öngörülmemiştir. Selim akıl ve vicdan böyle bir durumu asla kabul edemez. Tanrı’dan
soyutlanmış bu özgürlük, kontrolsüz bir güç haline gelmiş ve dünya üzerinde
milyonlarca insanın ya hayatına mâl olmuş ya da haksızlığa, zulme uğramasına
sebep olmuştur.[5] Yapılan iki büyük dünya
savaşında milyonlarca insan, meçhul bir uğurda can vermiştir.

Sonuç: Deizmin, tanrı/ yaratıcı hakkındaki inanış ve
görüşleri pek çok çıkmazlarla doludur. Doğuşunun üzerinden yüzyıllar geçmesine
rağmen merkezi konumunda olan ‘tanrı/ yaratıcı’ gibi bir meseledeki çıkmazları
hala cevapsız, çözümsüz bırakması, deizmin aslında pek çok çıkmazla dolu
olduğunu göstermektedir.


[1] – http://www.deism.com/deismturkish.htm

[2] – Thomas Paine, Akıl Çağı
(İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, trcm: A. İhsan Dalgıç, 2013),
s. 29.

[3] – a.g.e. s. 36- 7.

[4]http://www.deism.com/deismturkish.htm

 [5] – Hamdi
Gündoğar, Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm (Van: Ensar Neşriyat, 2017), s. 33.

Yorum Alanı