İSLAM’DA UĞURSUZ AY, GÜN VE ZAMANLAR VAR MIDIR? -2

29 Kasım 2025 137

İSLAM’DA UĞURSUZ AY, GÜN VE ZAMANLAR VAR MIDIR? -2

Hadis-i Şeriflerde Uğursuzluk

İslam ümmetinden bütün fakihler, muhaddisler ve ilim ehli olarak kim varsa şu konuda ittifak etmişlerdir: Peygamber Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen sahih, muteber ve güvenilir hadis-i şerifler arasında gerçekten tearuz/ çelişki/ zıtlık asla yoktur, olamaz.[1] Tearuz/ zıtlık ancak bir müçtehit veya alimin, aralarında tearuz varmış gibi görünen hadis- i şeriflerin söyleniş tarihlerini bilememesinden veya diğer bazı sebeplerden dolayı ortaya çıkan bir durumdur, o alimin ilmi seviyesiyle alakalıdır, gerçekte ise böyle bir şey yoktur.[2] Büyük hadis alimi İbn Huzeyme’nin (rahimehullah) “Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih senetle rivayet edilip de birbirine zıt olan iki hadisin varlığını bilmiyorum. Kimin yanında böyle hadisler varsa bana getirsin, onları uzlaştırayım!” (Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifaye, s. 432) sözü bu konuda hadis âlimlerinin genel tavrını yansıtır.

Hadis-i Şeriflerde Uğursuzlukla İlgili Lafızlar

1- طِيَرَةَ (تَطَيُّر): “Tıyera” kelimesi aslında “uçmak” anlamındadır, kuşların uçuş yönüne göre iyi veya kötü kehanette bulunma sebebiyle kuş falı (itâratü’t-tayr veya iyâfetü’t-tayr) anlamında kullanılır. Ve bu falın sonucuna göre kuşların sola doğru uçması uğursuz sayılır ve bir işi yapmaktan vazgeçilirdi. Kuşlarla uğursuzluk belirlemek manasındaki “tıyera” lafzı uğursuzlukta kullanıla kullanıla zamanla bütün uğursuz sayılan şeylerin hepsinde kullanıldığını ifade etmek mümkündür, nitekim bu lafız Kur’an-ı Kerim’ de de bu manada kullanılmıştır.[3] Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) “tıyare” hakkındaki bazı hadis-i şerifleri şunlardır:

لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَةَ ‌وَلَا ‌صَفَرَ وَفِرَّ مِنَ الْمَجْذُومِ كَمَا تَفِرُّ مِنَ الْأَسَدِ

“(Hastalıkların kendi kendine) Bulaşıcılığı ve kuşlarla bir işin/ şeyin uğursuz olup olmadığını belirlemek (kehanet), baykuşun uğursuzluğu, Safer (ayında uğursuzluk) yoktur. Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç.” (Buhârî, Tıb, 5380; Müslim, Selâm, 2220)

عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُرَيْدَةَ عَنْ أَبِيهِ قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم ‌لَا ‌يَتَطَيَّرُ ‌مِنْ ‌شَيْء ”…

Abdullah b. Bureyde (radıyallahu anhuma) babasının şöyle dediğini rivayet eder: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir şeyi uğursuz kabul etmezdi (hiç birşeyden uğursuzlanmazdı).” (Müsned-i Ahmed -Müessesetu’r-Risale, 1421, thk:  Şuayb Arnavud vd.- hadis 22946; Ebu Davud, Tıp, hadis 3920; Mustehreci Ebi Avane, Libas, hadis 9369; Sahih-i İbni Hıbban, hadis 6806) İbn-i Hıbban bu rivayeti Sahih’inde tahric ederek sahih kabul etmiştir, İmam İbni Hacer el-Askalani (Fethu’l-Bari, 10/ 215) ve Ahmed el-Kastalani (rahimehumallah) bu hadisin senedine hasen demişlerdir (İrşadu’s-Sari, 8/ 398).

Abdullah İbni Mesud {radıyallâhu anh)’dan rivayet edilmiştir: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) üç defa: ‘Uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir’ buyurdu. (Abdullah İbni Mesud der ki:) Oysa bizden (kalbinde bu düşünce geçmeyen hiç kimse) yoktur fakat Allah bu düşünceyi tevekkülle giderir.” (Ahmed b. Hanbel,
Müsned (Kahire: Daru’l-Hadis, 1416), 3/546, hadis 3687; Edebu’l-Müfred, Babu Ma Yekulu’r Raculu iza Raa Gaymen, hadis 909; Ebu Dâvud, Tıb, 3910; İbn Mâce, Tıb, 3538). Uğursuzluğu kabul etmek, böyle bir batıla inanmak günahtır, insanı dinden çıkarmaz ama uğursuz olarak kabul edilen şeylerin bizzat fayda veya zarar verdiğine inanmak şirktir. Çünkü cahiliye devri Arapları uğursuzluğun bu şekildeki etkisine inanırlardı ki, bu da şirktir. (el-Mevsuatu’l-Fıkhıyyetu’l-Kuveytiyye, 12/ 183, md: tetayyur) Uğursuzluğun ve uğursuzlanmanın İslam’da yasak olduğu hakkında pek çok muteber sahih hadisler vardır, bu yasaktan maksat uğursuzluğa göre hareket etmenin, bir işi yapmaktan, yola çıkmaktan “uğursuzdur” diyerek vazgeçmenin yasak olmasıdır. Yoksa insanın bazen kendiliğinden aklına, fikrine gelen “acaba falan şey bana uğursuz mu geliyor?” gibi bir takım yersiz düşüncelerin/ kuruntuların normal olduğu belirtilmiş ve gibi düşüncelerin tevekkülle giderilebileceği hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

İçerisinde “tıyera/ uğursuzluk” lafzı geçen ne kadar hadis-i şerif varsa hepsi bu manadaki bir uğursuzluğun İslam’la asla bağdaşmayan kesinlikle yanlış bir davranış, cahiliye adeti olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu konuda hiçbir ihtilaf ve görüş ayrılığı yoktur. Bu şekilde bir şeyin uğursuz olup olmadığını belirlemek, fal bakarak kehanette bulunmak yanlıştır, batıldır.

2- شُؤْمٌ (تَشاؤُمُ)

Arapça “şu’m شُؤْمٌ” kelimesi Türkçeye de geçerek “şom” halini almıştır, uğursuzluk demektir.[4] İslam’ın ilk ortaya çıktığı dönemde Arap toplumunda yaygın olarak ‘eşyaya veya hadiselere uğursuzluk atfetme’ anlayışı mevcuttu, baykuş ötmesi, köpek uluması gibi durumlara olumsuz manalar yüklemenin yanında, kadında, evde ve atta da uğursuzluk olduğuna inanıyorlardı. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) “şu’m شُؤْمٌ” hakkındaki bazı hadis-i şerifleri şunlardır:

‌‌ لَا عَدْوَى وَلَا طَيَرَةَ ‌وَلَا ‌شُؤْمَ فَإِنْ يَكُنْ فِي شَيْءٍ فَفِي الرَّبْعِ وَالْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ

“…Kuşları uçurmakla uğursuzluk tayini (tıyera) yoktur, uğursuzluk (şu’m) yoktur; eğer uğursuzluk olsaydı evde, atta ve kadında olurdu.” (Meşyehetu İbni Tahman, hadis 38; Şerhu Müşkili’l-Asar, 2/252, hadis 783)

لَا شُؤْمَ وَقَدْ يَكُونُ الْيُمْنُ فِي ثَلَاثَةٍ: فِي الْمَرْأَةِ وَالْفَرَسِ وَالدَّارِ

“Uğursuzluk (şu’m) yoktur, bazen bereket kadın, at ve evde olur.” (Süneni Said b. Mansur, Talak, 2296; İbni Mace, Nikah, 1993; Tirmizi, İsti’zan, 3035; Şerhu Müşkili’l-Asar, 2/253, hadis 785)

لَا هَامَةَ وَلَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَإِنْ تَكُنِ الطِّيَرَةُ فِي شَيْءٍ فَفِي الدَّارِ وَالْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ

“…Kuşları uçurmakla uğursuzluk tayini/ kehanet (tıyera) yoktur, eğer uğursuzluk (tıyera) olsaydı evde atta ve kadında olurdu” (Ebu Davud, Tıp, hadis 3921; Müsned-i Şaşi, hadis 153; Şerhu’s-Sünne, Begavi, 3257)

“Uğursuzluk Üç Şeydedir: At (binek), Kadın ve Ev(mesken)dedir” Hadisinin Metin Tenkidi

Sahih-i Buharî’deki hadis-i şeriflerden biri şudur: “Uğursuzluk (şu’m) ancak şu üç şeydedir; at, kadın ve evdedir.” (Buharî, Cihad, hadis 2858) Uğursuzluğun var olduğunu zahiren ifade eden bu hadis-i şerif hakkında ehli sünnet alimlerin farklı izah, tevil ve değerlendirmeleri vardır, şöyle ki, her türlü uğursuzluğun olmadığını kesin olarak ifade eden sahih, muteber ve güvenilir pek çok rivayet karşısında bu rivayetin durumu nedir? Üstelik uğursuzluğa inanmanın insanı şirke götürecek kadar tehlikeli olduğunu bildiren hadisler de mevcut iken! Yukarıda zikrettiğimiz rivayetlerde görüldüğü gibi hadis külliyatında tıyera (طِيَرَةَ) lafzıyla şu’m (شُؤْمٌ) lafızları birbirinin yerine kullanılmış, aynı konular bu iki lafızla da ayrı ayrı ifade edilmiştir; bazı rivayetler “Şu’m şu üç şeydedir; ev, kadın ve at” şeklindeyken diğer bazı rivayetler de “Tıyera şu üç şeydedir; ev, kadın ve at” şeklindedir. Rivayetlerin bazısında ise hem tıyera (طِيَرَةَ) asla yoktur hem de şu’m (شُؤْمٌ) asla yoktur, buyrulmuştur.

“Uğursuzluk üç şeydedir; ev, kadın ve at” rivayetlerindeki “uğursuzluk” kelimesinin hangi manada bir uğursuzluk olduğu hakkında ehli sünnet alimlerin izah, tevil ve değerlendirmeleri şöyledir: “Uğursuzluk şu üç şeydedir…”, “Uğursuzluk ancak şu üç şeydedir…” rivayetlerinin “… uğursuzluk yoktur…”, “Uğursuzluk şirktir” vb. hadisler ile arasındaki ihtilaf şu şekilde giderilmeye çalışılmıştır:

1- Uğursuzlukla ilgili bütün rivayetlere baktığımızda söz konusu olan “uğursuzluk” kavramı iki farklı manada kullanılmıştır:

Birinci mana: Cahiliye devrine ait uğursuzluk anlayışı, yani daha ortada kötü ve olumsuz bir durum yokken, istenmeyen bir durum henüz meydana gelmemişken sırf birtakım şeylere (mesela baykuşun bir yere konup ötmesi gibi) bakarak kötü bir şeyin olacağı şeklinde kehanette bulunmak, fal bakmak ve ona göre hareket etmek, davranmak. Beklenilen kötülüğe o uğursuz şeyin sebep olduğunu zannederek o kötü durumun muhakkak meydana geleceğini kabul etmek ve inanmak. Yani ortada hiçbir şey yokken birtakım şeylere bakarak onlardan dolayı kötü şeylerin olacağına, meydana geleceğine inanarak bir işi veya yolculuğu yapmaktan vazgeçmek. Bu manadaki uğursuzlukla ilgili daha geniş ayrıntı için İSLAM’A GÖRE UĞURSUZLUK NEDİR? İsimli makalemize bakabilirsiniz

İSLAM’A GÖRE UĞURSUZLUK NEDİR?

“Uğursuzluk yoktur” ifadesi yer alan bütün hadis-i şerifler, cahiliye döneminde var olan, İslam’ın ilk dönemlerinde ve günümüzde de aynı o şekilde hiç değişmeden devam eden bu batıl ve kuruntu inancın/ anlayışın kaldırılmasına yöneliktir. Nitekim Hz. Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) uğursuzluk hakkında “Uğursuzluğa inanmak şirktir”, “Bu, onların içlerinden geçen bir düşüncedir. Bu düşünce onları sakın işlerinden alıkoymasın”, “Sizden biriniz hoşlanmadığı bir şeyi görünce; “Ey Allah’ım! İyilikleri senden başkası veremez. Kötülükleri de senden başkası önleyemez. Güç de kuvvet de ancak senindir” desin” gibi beyanları onun bu manadaki uğursuzluğun her çeşidini kaldırmaya yönelik olduğunu göstermektedir.

İkinci mana: Bereketsizlik, hayırsızlık, faydasızlık, kötülük ve şer manasına gelen uğursuzluk. Bu manadaki uğursuzluk ise birtakım kötülük ve olumsuzlukların meydana gelmesinden sonra yapılan değerlendirme sonucunda söz konusu kötülük ve olumsuzlukların ortaya çıktığı şeyleri “bereketsiz, hayırsız, kötü” olarak vasıflanması şeklindeki bir uğursuzluk olarak anlaşılması gerekir. Mesela bir atın huysuz ve inatçı olmasından dolayı sahibinin hiçbir işine yaramaması ve başına hep sıkıntılar açması durumuna “bu at uğursuzdur” denilmesi buna örnek olabilir. Buradaki “uğursuzluk” her şey olup bittikten sonra en son merhalede sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bazı alimler söz konusu hadiste geçen uğursuzluğu şöyle tevil etmişlerdir: Evin/ meskenin uğursuzluğu dar olması ve kötü komşularının olmasıdır. Kadının uğursuz olması ahlakının kötü olmasıdır. Bineğin/ atın uğursuzluğu ise kötü huylu olmasıdır.[5]

Ebû Abdullâh Hüseyn b. Hasen el-Halîmî (rahimehullah, v. 403) el-Minhâc fî Şuʿabi’l-Îmân isimli çok kıymetli eserinde şöyle diyor: “Uğursuzluk üç şeydedir; ev, kadın ve attadır” hadis-i şerifi asla tetayyur (uğursuzlanma) değildir. Çünkü Allah Teala, Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) helal kıldığı kadın sayısını başkasına helal kılmamıştır. Eğer kadınlarda (Cahiliye devrinde olan uğursuzluk anlayışı gibi) uğursuzluk olsaydı Hz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlarla evlenmezdi. Ayrıca Hz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kıyamete kadar atta hayır vardır” buyurmuştur.[6] Allah Teala da “Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihad için, bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki…” (Enfal, 8/ 60) buyurmuştur ki, böyle bir öneme sahip at hayvanı nasıl uğursuz sayılabilir? “Uğursuzluk üç şeydedir; ev, kadın ve attadır” hadis-i şerifinin manası ise Abdullah b. Abbas’ın (radıyallahu anhuma) şu rivayetidir: Atın uğursuzluğu zor dizginlenir ve üzerine binilememesidir. Kadının uğursuzluğu edepsiz ve kötü huylu olmasıdır. Evin uğursuz olması da daracık ve kötü komşularının olmasıdır. Bu açıklamayla şu konu ortaya çıkmıştır ki, söz konusu hadiste üç şeyde olduğu bildirilen uğursuzluktan maksat, kötülükler ve zararlardır. Yoksa tıyera/(Cahiliye devrindeki gibi) uğursuzluk kabilinden değildir.[7]  Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-‘dan rivayet edildiğine göre, Hz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dünya bir metadır (geçimliktir), dünya metaının en hayırlısı saliha bir kadındır.” (Müslim, Rada’, 1467) “Şu üç şey Âdemoğlunun saadetindendir; saliha bir hanım, geniş ev, rahat binek.” (Müsned -thk: Şuayb Arnavud vd.-, 3/ 55, hadis 1445; İhsan fi Takribi Sahihi İbni Hıbban, 9/ 340, hadis 4032; Camiu’l-Mesanid, İbni’l-Cevzi, 3/ 31, hadis 1863). Yukarıda zikrettiğimiz “Uğursuzluk (şu’m) yoktur, bazen bereket kadın, at ve evde olur.” (Süneni Said b. Mansur, Talak, 2296; İbni Mace, Nikah, 1993; Tirmizi, İsti’zan, 3035; Şerhu Müşkili’l-Asar, 2/253, hadis 785) hadis-i şerifi de kadın, at ve evde bereketin olduğunu bildiriyor.

Sonuç olarak bu iki farklı manadaki uğursuzluk arasında sadece isim benzerliği vardır veya uğursuzluğun birbirinden farklı iki ayrı manası vardır, denilebilir.

2- Günümüzdeki halk arasındaki yaygın şekliyle birinci manadaki uğursuzluk inancı yersizdir, batıldır, İslam dininde hiçbir şekilde yeri yoktur; fakat bazı hadislerde geçen üç şeyde (kadın, at ve ev) Allah Teala bazen şer, bereketsizlik, nasipsizlik bazen de hayır, iyilik ve bereket yaratabilir. Uğursuzluğun bu tür şeylerde ne anlama geldiğini delilleriyle yukarıda zikrettik. İnsanların ev, kadın ve binekle devamlı beraber bulunmaları sebebiyle bu şeylerde yaşanan olaylardan dolayı bazen birtakım olumsuz duygular oluşabilir ki, bu birinci manadaki uğursuzluk değildir, ikinci manadaki uğursuzluktur.

İslam uleması “Uğursuzluk üç şeydedir; ev, kadın ve attadır” hadis-i şerifiyle uğursuzluğu yasaklayan diğer hadis-i şerifler arasında meydana gelen bir çeşit çelişkiyi/ tearuzu/ zıtlığı ortadan kaldırmak için başka yöntemler kullanarak çözüm yollarından bahsetmişler ve meseleyi açıklığa kavuşturmuşlardır. Konuyla ilgili uzun detaylı, geniş ayrıntılı açıklamalar muteber İslam kaynaklarında yerini almıştır. Şerhu Müşkili’l-Âsâr, el-Minhâc fî Şuʿabi’l-Îmân, el-Müfhim lima Eşkele min Telhisi Kitabi Müslim, Fethu’l-Bari (İbni Hacer el-Askalani), Umdetu’l-Kâri fi Şerhi Sahihi’l-Buhari bu kaynaklardan bazılarıdır.

Bazı Günlerde Meydana Gelen Birtakım Belalardan Dolayı O Gün(ler) İçin Artık “Sürekli Uğursuzdur” Denilebilir mi?

İmam-ı Rabbânî (kuddise sirruhu) hazretleri Mektubât’ta konuyla ilgili olarak şöyle diyor: “…Günlerin uğursuzluğu âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumuyla kalkmış ve iptal olmuştur. Günlerin uğursuzluğu geçmiş ümmetlere nispetle idi.’. Bu fakir (İmam-ı Rabbânî) de bu görüş üzeredir.”[8]

Ruhu’l-Meani sahibi imam Alusi (rahimehullah) Kamer Suresi 19. ayetin tefsirinde İslam’da uğursuz gün ve zamanların olmadığı hakkında muteber alimlerin görüşlerini nakletmiş ve kendisi de konu hakkında bazı değerlendirmeler yaparak şöyle demiştir: ”Günlerin hepsi birbiriyle eşittir, Çarşamba gününün uğursuz olma gibi ayrıca bir özelliği yoktur. Vakit dilimlerinden herhangi bir vakit yoktur ki o vakit bazı kişiler için iyi geçer, diğer bazıları için de kötü geçer ki, vakitlerin böyle iki yönlü olmasının sebebi Allah Teala’nın o vakitlerde hayır, şer, iyilik veya kötülük yaratması itibariyledir. Bu itibar farkından dolayı her bir gün iyi veya kötü olmakla vasıflanabilir. Eğer Çarşamba günü meydana gelen kötü bir olaydan dolayı o gün uğursuz kabul edilecekse o takdirde haftanın her gününü de uğursuz saymak gerekir ki, gece ve gündüzün birbirini takip etmesinin sebebi o zaman dilimlerinde her türlü olayların meydana gelmesi içindir…” ”Sonuç olarak derim ki; Allah Teala vakitlerde ne olmasını diliyorsa o olur, dilemediği şeyler olmaz. Bu konuda vakitlerin veya başka hiçbir şeyin etkisi yoktur. Evet, Ramazan ayı ve Cuma günü gibi bazı vakitlerin şerefli/ hayırlı olduğu inkâr edilemez. Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler gibi bazı vakitler de bunun aksidir. Velakin bu başka bir konudur, bazı vakitlerin uğursuz olması konusu başkadır, bunu çok iyi anlaman lazım!”[9]

Allah Teala her şeyin en doğrusunu en iyi bilendir.

[1]– Ebu Zeyd Ed-Debbusi, Takvimu’l-Edille (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1421), s.214

[2]– İlm-i  Muhtelifu’l-Hadis: Sıhhat açısından birbirlerine denk kuvvette olup aralarında çelişki/ tearuz varmış gibi görünen hadisleri ve(ya) hadisler arasındaki bu tür aykırılıkları inceleyen ilim dalıdır. Terimin kökeni olan ihtilâfü’l-hadîs tabirinde yer alan ve “aykırılık, anlaşmazlık” gibi anlamlara gelen “ihtilâf” yerine literatürde “teâruz” (“teâruzü’l-ahbâr”; Hatîb el-Bağdâdî, s. 606), “muâraza” (Hâkim en-Nîsâbûrî, s. 122), “tenâfî”, “tezâd” (İbnü’s-Salâh, s. 257) gibi terimler de kullanılmıştır. Bunların içinde kullanım yaygınlığı açısından ihtilâfa en çok yaklaşan tearuzdur. Hadis literatüründe muhtelifu’l-hadîs, anlaşılmasında problem olan hadisler ve bu tür hadislerle ilgilenen ilim dalı anlamındaki “Müşkilu’l-hadîs” ilmiyle de benzer ve farklı yönlere sahiptir.

[3] – el-Halîmî, el-Hüseyin b. Hasan, el-Minhâc fi Şuabi’l-İmân, thk. Muhammed Fûde, Dâru’l-Fiker, Beyrut 1979,2/ 20; Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, 14/ 218- 219; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/ 212; İbni Abdilberr, et-Temhîd, 9/ 282-283.

[4] – Halil b. Ahmed, Kitabu’l-Ayn, (thk. Mehdî el-Mahzûzî, İbrahim es-Samurâî, Mektebetü’l-Hilâl), 6/ 95; İbni Fâris, Mekâyîsü’l-Luga, (thk. Abdüsselam Muhammed Harun, Dâru’l-Fiker, Beyrut 1399), 2/7; 3/186; İbn Manzûr, Lisanu’l-Arab, 3/427; 12/314.

[5] – Ebu’l-Abbas el-Kurtubi, el-Müfhim lima Eşkele min Telhisi Kitabi Müslim, 5/ 631; Kadı Beyzavi, Tuhfetu’l-Ebrar, 2/ 232; ez-Zeydani, el-Mefatih fi Şerhi’l-Mesabih, 4/ 12; İbni’l-Mulekkan,  et-Tevdıh, 24/ 268; Ahmed b. İsmail El-Kurani, el-Kevseru’l-Cari ila Riyadı Ehadisi’l-Buhari, 8/ 442; el-Kastalani, İrşadu’s-Sari, 16/ 63.

[6] – Müsned-i Ebi Davud et-Tayalasi, 2/ 384, hadis 1152; Buhari, Humus, hadis 2951; Müslim, İmare, hadis 1872.

[7] – el-Minhâc fî Şuʿabi’l-Îmân, -Daru’l-Fikr, 1399- c. 2, s. 21- 22

[8] – el-Mektûbât, İmam Rabbânî (Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî), Siraç Yayınevi, İstanbul c.1, s.236, 256. Mektup.

[9] – Ruhu’l-Meani (Beytut, Daru’l-Fikr, 1430), c.14, s. 7231- 32.

Yorum Alanı